Pazartesi, Kasım 26, 2007

Benim Bütün Derdim Özlem

Bilenler bilir, Düella'yla aramızda tuhaf bir ilişki var. Görünüşte benden nefret ediyor ama ilgisiz kalırsam da tilt oluyor. Onun başka model bir ilişki kurması zor zaten. Bugünlerde (sanıyorum) evleniyorum diye iyice hıncını çıkarıyor benden. Geçen gün belki düğün haftasonusu iş seyahatinde olabileceğini ihtimalinden bahsetti. Yıkarım dedim Pansiyon’u tepene. O da bütün bu evlenme ve seremoni zımbırtılarını aşağıladı da aşağıladı. Klişe ve standart ve uyuz bir kadınım, evet. Duydum, ne oldu? Neyse ne. Olucak artık. Ok yaydan çıktı. Sen de geleceksin ve şahidim olacaksın. Kavgasını etme benle artık.

Ömrümde boya namına ilk kez saçlarıma gölge attırmıştım. Başlangıçta iyiydi ama yıkadıkça açıldı. Gözümüz alıştı işte. Amaan. Çok da tın'dı. Düella bu duruma ‘sınıf atlamaya çalışan tam varoş da değil ama pahalı kuaföre de parası yetmeyen kirli beyaz, krem rengi Türk’ benzetmesi yaptı. Şövalye’ye sordum. ‘Aman bebitoo, stil danışmanımız Düella mı yani? Hıh ’ yaptı.

Sonra üniversiteden bir hocam bölümün katalogunu hazırlıyormuş. Hani artık önce üniversite sınavına giriliyor, sonra bölüm seçiliyor ya. O yüzden okullar, bölümler reklam katalogları, afişleri basar olmuşlar. Birkaç mezundan başarı öyküsü koymak isterlermiş kataloga fakat mezunlardan topladıkları şeyler çok tuhafmış. Bir tanesi başarı öyküsü kısmına Jaguar marka otomobili olduğunu yazmış. Hocam da bana dönmüş, sen bir şeyler yaz. Hem iyi de yazarsın, dedi. Düella'ya anlatıyordum. Bu katalog işiyle çok ilgilendi ama sonrasını duyunca asıl Jaguarlının başarılı sayıldığını, benim ise koca bir kafadan ibaret olduğumu söyledi.

Pazar kahvaltısında saat 10 diye sözleşmişiz Banularla. Onlar da ex-Amerikan. Yani dakik olur bunlar şimdi. Hemşo da var evde, Paris’ten misafir. Aman canım, daha uhuu falan diyerek gebeşen ev halkını ’yahu hadi’ diye gaza getirdim de sadece 10 dakika gecikmeyi başarabildik. Tam da tahmin ettiğim üzere Banular oturmuşlar bizi bekliyorlardı. Saat 10’da orada olacağına önceki akşamdan söz veren Düella'yı ise 10’u 10-15 geçe defaatle arayaraktan ancak uyandırabildim. Bismillah bee, dedi bir de. Hadi dedim, hadi. Yine de o teşrif ettiğinde biz kahvaltımızı çoktan bitirmiştik. Banu apartmanlarının önündeki park yerlerine riayet edemeyen komşularından şikayetçi. Yeni bir siteler inşa ediliyormuş. Oradan ev baksak, dedi. Komşularının da tanıdık ve nizami tipler olmasını istiyor. O zaman dedim, Düella’yı almayalım aramıza. O da park yerinde kural tanımaz. Hatta geçen yıl sileceklerine iliştirilen küfür notlarının sergisini açmıştı. "Amaan", dedi nodül Düella. "Gidin bir arada oturun sıkıcı sıkıcı. Sıkıcısınız işte. 15 güne kalmaz yine benim kapıma geleceksiniz mutluluk için".

Dün akşam evde sular kesildi. Tam da sporum bitmiş. Ter içindeyim. Olmadı bu. Hemşo'nun da duşu gelmiş. Atladık Pazar banyosuna Pansiyon’a gittik. Ohh, köklemiş kaloriferi. Ev 40 derece. Pansiyon Hamamı. Soyunduk dökündük. Kendi havlularınızı getirin, demişti gelirken. Zırt marka şampuan takıntım asla yok ama evden şampuan falan da koyduk. Yok artık, dedi Hemşo. Olsun dedim. Pansiyon bir mahrumiyet bölgesi. Belli olmaz. Alalım yanımıza her bir şeyimizi. Şövalye’nin morali bozuk bu su kesilmesi işine. Yani ben de bozuluyorum ama o bu durumu Etiler’e yakıştıramıyor. Bense hiçbir yere. Pansiyon’a dayandığımızda ‘yahu, sizden kurtuluş yok mu bee?’, diye açtı kapıyı. Sonra da su getirin, kahve getirin ama 'süte kahve' istiyorum, 'sütlü kahve' diil prenseslikleri takip etti.

Yine de kıyamam, yazdan beri 10 kilo aldığını söyledi. Ondan çok bana dert oldu. Düzenli yürüyüşlere çıkarmaya çalışıyoruz şimdi onu. Zor oluyor haliyle. Geçen gece indik sahile. Hava soğuktu, hafta içiydi ve ortalık sakindi. Yine de döndüğümüzde arabamız yerinde yoktu. Hemen arkamızda çekicinin biri başka bir arabayı sırtına yüklüyordu. Şövalye 200 kaat hazırlamak için ATM ararken Düella polis memuruyla muhabbete seyirtti. ’Arkadaşlar birkaç hafta sonra evleniyor, biz de buraya zayıflamaya geldik’ gibi abuk bir cümleden sonra polis de ’yeter ki sevenler kavuşsun’ dedi. Abuk sabuk anlaştılar, ben anlamadım. ’Ay, şu hayatta hep de bu çekici kamyonuna binmek istemiştiiiim’, diyerekten kamyona da bindi. Ben de istedim ben deeee, ama yer yoktu. Sıkışık oturma aranjmanlarına kasıyorduk ki Şövalye kolumdan tutup beni zorla bir taksiye bindirdi. Düella kamyondan bize el sallarken çekilmiş araç otoparkına doğru onu takip ediyorduk.

7 yorum:

alex dedi ki...

seviyorum seni ozlem!

Adsız dedi ki...

galiba herkes seviyor onu. o ise herkesi futursuzca yerden yere vuruyor. niyedir bu durum?

bahsi gecen kahvalti sonrasi ozlem bana 'cinsi sapik' diye bagirirken ben agzim kulaklarimda kadini dort bir yana dondurup dansettirip sariliyordum???
onur

ozlem dedi ki...

utaniyorum ayol, yapmayin boyle! :)

Herbert dedi ki...

siz özleme daha çok lazımsınız sanki. bana neyse halbuki

ozlem dedi ki...

bana uyuz olan bir okur kitlesi yarattin hafiyanim, hadi hayirlisi:)

'bana neyse herbert',
birbirini beslemeyen iliskiler yurumez (en azindan bizim gibi bir seylere mecbur olmayan, secim sansi olan insanlar arasinda).

'lazim'dan kastin tam olarak ne bilmiyorum, ama bu insanlar bana gercekten 'lazim'.

alkis, tezahurat, itis-kakis, sevis-tokatlayis... bunlar isin cilvesi. birbirimize olan coskumuzu besleyen bambaska nedenleri maalesef okur statusunden anlaman zor. statunu degistirmek ve analizlerini derinlestirmek istersen de adres belli: pansiyon:)


aslican bana corba yaaaappp... hastayim dedim!!!

Herbert dedi ki...

tamam not defterimi alıp geliyorum özlem :)

selma sevkli dedi ki...

Allaaam ya, son paragraf mahvetti beni :)

bakış açına kurban olayım, üslubunu seveyim aplacım!