Cumartesi, Aralık 22, 2007

Düğün Hazırlıkları: Davetiyeler

Anne Şövalye beraber bir gün çıkıp davetiye bakmamızı önerdi. Ben Şövalye’ye baktım. Şövalye bana. Sonra da anneye dönüp, sen kendin seç, biz senin zevkine güveniyoruz, dedi. Dümdüz beyaz bir şey olsun davetiyeler, dedim. Ben gelmiyim gerçekten. Çok şişiyorum bu işlerden.

Gidip konuşmuş, bakınmış. Bir akşam katalogdan beğendik topladıklarının arasından bir şey. Ben beğendim yani. Şövalye şebek davetiyelerden istedi. Onu susturup dümdüz kırık beyaz bir zarfı seçtim. Kapanma yerinde minik bir incinin altında tülden bir fiyonk olan bir şey. Annesi içini matbaaya, üstünü hattatlara yazdırmış. Ödüm kopmuştu bağlaç de’ler bitişir falan diye. “sizleride aralarında görmekten mutluluk duyacaklardır” falan gibi yapışık de ve basmakalıp olacak diye. Çok zarif bir şey çıktı ortaya. Allah için. Kim görse ‘bu senden çıkma değil’, diyor. Sinir oluyorum.

Anne Şövalye aynı şekilde bizim ruhumuz duymadan Şövalye’ye damatlık buldu, beğendi. Adamın iş çıkışına koşturup aldı da. Tadilatıyla da bizzat uğraştı. Duvağıma toka gerekti. İncili mincili. Bir şey bulmuş, süper. Ayakkabılarımı yaptırdığım yeri buldu. Şövalye’nin nikah muameleleri için gerekli bütün belgeleri topladı, nikah memuresini buldu, anlaştı. Sonraaa kuaföre, çiçeğe, makyaja falan el attı. Tabii biz ‘hiç düğün’den bu sayede ‘263 davetli’ye çıkmış bulunduk. Neeee, olduk duyunca. Var ya, kız tarafından katılımcı sayısı 80. Şövalye zaten halen evleniyor olmaktan utandığından kimselere haber vermek istemiyor ve vermiyor da. Bu durumda 263-80’in çoğu Anne Şövalye’nin eşi, dostu, ahbabı. N’apalım, dedik. Düğün onun. Her işine o koşturuyor. Düğünü ele geçirmesi hakkıdır o zaman.

Ben çok uğraşmıştım da Şövalye’nin davetiyelerini dağıtmasını sağlayamamıştım. Ne gerek var canıııım? Bu devirde e-mail varken, ne davetiyesi, diyip duruyordu. Anne Şövalye işi ele aldı. Her akşam düzenli arayıp davetlilerin adresleri alındı mı, kaç davetiye gitti, teslimat onayı geldi mi, diye Şövalye’yi takip etmeye başladı. A, bir de balayımız mümkün olsun diye vize muamelelerini de takibe başladı. En son pasaportu bir kenara fırlatıp atmıştı bizimki. İşe yaradı bu amansız takip, eksik olmasın. Bizimki akşam gelecek telefonun stresinden biraz kıpırdandı.

Önce vize için gerekli belgeleri topladı – ki buna seneler evvel Istanbul’un öbür ucundaki bir şubede açılmış bulunan bir banka hesabının bizzat şubeden onayı da gerekmekteydi. Akşam eve soğuktan burnu kızarmış, sinirden de dudakları köpürmüş olarak geldi. Tam koltuğa oturdu ki telefon. Anne Şövalye. ‘Davetiyeler için adresleri aldın mı mı?’ diye soruyor. Bizimkinde cevap ‘Euee, vizeyi alıyorum’ şeklinde. Anne adreslere takmıştı o dakika. Vizeyi hiiiç kaale almadı. En azından bir işle uğraştığını ispatlamak istemiş Şövalye. Ondan adres sorusuna cevaben vize muameleleri çabalarını sunmuş. Adresler tın tabii daha.

Özetle adam hiçbir şey yapmadan oturuyor. Oturuyor da bir huzur içinde de değil. Yapılmamış işlerin sıkıntısıyla oturuyor. Ama oturuyor.

3 yorum:

kubi dedi ki...

hafiye,
davetini aldim, biliyorsu buralardayim, gelemeyecegim.

size simdiden mutluluklar diliyorum.

balayina nereye yolculuk?

ru dedi ki...

e bana gelmedi davetiye. 1530 key blvd. apt 425, arlington, va 22209

kubi dedi ki...

ru, bana da fiziksel olarak gelmedi.

sanal ortam her derde deva.

BU kizlari niye hep kisin evleniyor? Siz de "adam gibi" yazin evlenseniz de biz de gelsek.