Cuma, Mart 14, 2008

Alışveriş Alerjisi

Alışverişe çıkmaktan, en beteri de bir alışveriş merkezine gitmekten nefret ediyorum. Ayaklarım o kadar geri geri gidiyor ki bir şey almayı becerebilsem de hayrı olmuyor. Bir pantolon almıştım mesela Akmerkez’den. Baktım her daim yüksek topuk giymiyorum, ‘paçası kısalsa iyi olur’a geldi. Bir ay kadar evde bir torbanın içinde, paçasının yapılması için götürülmeyi bekledi. Sonra Şövalye’ye dedim sen bunu götürüp kısalttırsana. O da saçma buldu mağazaya gidip ‘karımın pantolonunu ucundan acıcık kısaltır mısınız?’ demeyi . Haklı çocuk.

Gel zaman git zaman o torbanın ortalıkta sürünmesine sinir oldum. Bir gün torbadan çıkarıp giydim. Şövalye’den de paça boyunu iğnelemesini istedim. Ölçsün de götürsün bari diye. Evde iğne ne gezer? Kaldığım otellerden yürüttüğüm iğne iplik kitlerini tıktığım zulalardan çıkarıp Şövalye’nin eline tutuşturdum. İğnelerin incelik ve kısalıklarıyla Şövalye’nin beceriksizliği birleşince ölçü almada muvaffak olamadık. Şövalye bu halimizi de saçmalık olarak nitelendirip ısrarla artık iki dakika karşıya geçip şu pantolonu mağazada ölçtürüp biçtirmemi dikte etti . Yine haklı çocuk. Birkaç gün içinde ancak kıvama geldim. Ha gayret götürdüm, giydim, ölçtürdüm. Geri alamadım bu sefer de, iyi mi? Aradan iki hafta daha geçti. Zaman aşımından pantolona el koysalar yeridir hani. 1,5 aydır aynı pantolonla uğraşıyorum. Fiziksel bir uğraşmadan bahsedemeyiz, doğru ama ruhumun bir yanı buna düzenli olarak mesai harcayıp yoruluyor.

Akmerkez bize taş atımı mesafede. Hatta binamızdaki satılık dairenin ilanında ‘Akmerkez manzaralı’ olduğu yazıyordu. Sırf bu yüzden iki katı kira ödüyoruz ama akşamları balkonumuzda ışıklarını seyre çıkıp rakı sefası yapıyoruz. Töbe töbee. Normal kadınların alışverişinden öte yaşamlarının da merkezi olan bu bina benim için evime yaklaştığımı gösteren bir nirengi noktasından ibaret. ('Landmark' demek istemiştim ama araya ha bire İngilizce kelimeler sıkıştırıp ukala durmayayım diye sözlüğe baktım, 'nirengi noktası' dedi. ‘Nirengi’ kelimesini ömrümde ilk kez duyuyorum, öyle diyim). Anormal bir kadın olduğumdan değil. Amerika’da ömrüm alışverişte geçti. Can sıkıntısındandı belki. Başka eğlence yoktu. Kafa rahattı. Ne biliym? Burada alışveriş merkezi alerjisi gibi bir şey oluştu bende. Biraz da ondan bu internetten alışverişleme gazı. Girdiğim mağazadaki ürünleri çoğunlukla pahalı buluyorum. Türkiye’deki fiyatlara hala alışamadım. (Kendini alıştırmazsan alışamazsın işte) Satıcıların ‘buyrun ne bakmıştınız?’ diye dibimde dolanmalarından da hoşlanmıyorum. İndirim günlerindeki izdiham da beni göçertiyor. Kesin dönüş zamanı 20 adet kot pantolon istifleyerek gelmişim mesela. Sadece 2’sini giyip dursam da kalan 18’inin varlığı da boğucu. İşte bütün bu bunaltılar yüzünden alışveriş merkezlerine gidesim gelmiyor. Duvarımızdaki deliğin ruhuma verdiği hasara benzer bir sıkıntı içimde büyüyor da büyüyor.

Yeri gelmişken, duvar konusunda da şöyle bir gelişme oldu: Baktım Şövalye kapatmıyor deliği, ben de kağıt yapıştırdım üstüne selobantla. Daha kitsch bir görüntü olamasın da rahatsız olsun diye abi. Olmadı ama. Olamadı. Adam yine de tınmadı. Bütün o atmosfer odaklı çiçekler, böcekler, güzellikler arayışı da ev kapsamı dışında çıktı adamın. Hafiye’nin şansına.

3 yorum:

melontheroad dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
melontheroad dedi ki...

insan benzerlerini daha çok seviyor bence.
al bir yazıda 3 tane benzerlik çıktı işte gene:
1.alınan pantolon paçalarını her daim kısaltma ihtiyacı(gerçi benim kısalttığım paçalardan aldığım pantolonların yarısı kadar pantolon çıkardı ama neyse)
2.alışveriş merkezinde alışveriş yapmaktan nefret etmek
3.bunu daha sonra söylemek istiyorum.

ruty dedi ki...

alisveris yapmak cidden omur torpusu. Benim de ayaklarim geri geri gidiyor ama mall'a bir girdim mi de kapatmadan (butcemde de bir delik acmadan) cikamiyorum.

Alinip giyilmeyen giysilerin ruhta actigi yaralari da acayip iyi anliyorum:(