Çarşamba, Mart 24, 2010

Ameliyat Başlıyor

Anne Şövalye aradı. Şövalye’nin önden düğmeli pijaması olup olmadığını sordu. Ay bilmiyorum ki, oldum. Şövalye tişörtleriyle yatan bir adam. Ben de tişört koymaya kalkmışım başından ameliyat olacak adama. Kafasını ittir kaktır sokuşturabilecekmişiz gibi. Gidip penye, yumuşak, önden düğmeli ve kısa kollu iki çift pijama almış. Kollar özellikle kısa. Kateterler rahat takılsın diye. Anneler ne çok şey biliyor. Bir de kadına söylemeyecektik ameliyatını.

Ameliyat gününden bir gün önce hastaneye yattık. Şövalye’yi hemen MR’lara, iğnelere başlattılar. O gün Jelibon’un 16. haftasıydı. Dörtlü testlerini bir hafta ertelemiştim ama yine de moral olsun diye o hastanedeki bir kadın doğumcudan randevu alıp ultrasonda görmek istedik. Jelibon erkekti. Fazlasıyla gelişmiş, dört gün geriden gelen velet bir hafta öne gitmişti. Erkek olduğunu ispatlarcasına poposunun ve bacaklarının arasındaki çıkıntının bir deste fotoğrafını bastılar. Öylece uğurlandık.

Kerevit de erkekti. Jelibon da. Kafası rahat adamın oğlu olurmuş zaten. Şövalye’nin kafası rahattı hakkaten. O yüzden nerden çıktı bu tümör, anlamadık. Duyan da çok şaşırdı zaten. Hiç konduramadılar ona. Hani, benim kafamda çıksa kimse şaşırmaz. Bu kaygı düzeyiyle bir yerinde bir yumru çıkması daha kabul gören bir şey sanki.

Şövalye’nin o gün bir dünya ziyaretçisi oldu. Hatta ofisinden otuz kişi birden, hatta ta Bahçeşehir’de oturanlar bile iş çıkışı onca trafiğe rağmen Kozyatağı’ndaki hastaneye uğramış da hemşireler içeri almamışlardı. Şövalye onları koridorda selamlamak durumunda kaldı. Ne kadar çok seveni varmış kocamın. Bana olsa üç kişi belki bizzat gelirdi. Belki elemanlarım çiçek falan yollardı, o kadar.

Geceyi onun hasta odasında geçirdik. Refakatçi yatağını hasta yatağına yapıştırıp el ele uyuduk. O az biraz uyudu ama ben pek uyuyamadım. Ortalık aydınlanmaya başladığında o da uyandı. Sonra ben biraz çaktırmadan ağladım ama gördü; duygularım var diye de sevindi. 7’de annesi ve babası geldi. 8 gibi önlüğünü giydirdiler. Bir de beyaz uzun çoraplarını. Sonra sedyesine koyup götürdüler onu. Giderken ona el salladık asansöre kadar. Gülücükler, öpücükler attık. Kapı kapanır kapanmaz odasına döndük. Anne Şövalye katıla katıla ağladı.

Dayanamayıp aşağıya, giriş katındaki kafeye indim. Düella, Yonc, kardeş Hafiye, Elyan, abi ve elti Şövalyeler ve bir dolu hala, amca, kuzen, hep beraber ömrümün en uzun altı saatinin geçmesini bekledik.



2 yorum:

Adsız dedi ki...

yine gozum doldu:)

sapti kocani neden seviyoruz bilmiyorum. o kadar da cok analiz yaptik oysa ki:)

dü.

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

cok buyuk gecmis olsun, insallah ameliyattan sonra saglik ve huzur dolu gunleriniz olur birlikte...