Çarşamba, Ocak 19, 2011

Eşofman Altı

Doğumdan sonraki iki ay boyunca önü düğmeli ve fakat yıkansa dahi memelerindeki krem ve süt izleri çıkmayan geceliklerle dolaştım. Sonra kış gelir gibi oldu. Sütüm bitti. Düğmelere gerek kalmadı. Gecelikleri zaten sevmezdim. Yerine koyacak bir şey aradım. Buldum. Eşofman! Ama sadece eşofmanın altı. Üstüne de bilimum eski tişörtlerimi giydim. Üç aydır da böyle yaşıyorum.

Sadece bir tane eşofman altım varmış gardrobumda. Onu da geçen kış, daha erken hamilelik döneminde almıştım. Hamileliğimde 50 kilo alacağımı falan sanmış olmalıyım. Bütün hamilelik kılıklarım 9 aylıkken bile üstümden kaçıyordu. Bu eşofman altı onlardan biriydi, doğum sonrasında bildiğim ipli bohçaya dönüştü. Ben hiç eşofman giymezmişim eskiden demek ki. Dışarda iş kıyafeti ya da kot, evde de sadece uyunduğundan pijama. Eski günlerimde ‘ev hali’ yokmuş meğer. Çocukla birlikte artık neredeyse sadece ev ve evde geçen hayatların değişmez kostümü olan eşofman altlarım var.

Eşofman ihtiyacı doğar doğmaz Beşiktaş çarşısından kendime iki tane alt aldım. Biri, bir eşofman altı klasiği olan açık gri renkliydi. Diğeri bordo. Gri olan Tommy Hilfiger çakmalığında. Bordo olan da Abercrombie. On ikişer liraydılar. Şöyle bir baktım ve large beden aldım kafadan. Eve geldim. Olmadı. Yani oldu da, totolardan bir gerdi ki tam bir 'önümüze geleni çarparız' arabası oldum. Doğurduktan iki hafta sonra sadece iki kilom kaldı diye seviniyordum bir de saf saf. O iki kilonun hepsi basendeymiş. Kendimi pazar mallarının bedenlerinin muğlak olacağı düşüncesiyle zaman zaman avuttuysam da vücut şeklimin değiştiğini bu acı gerçekle anladım.

Böyle gergin eşofman altı totolarıyla dolaşamazdım elbette. Bir sonraki alışverişimde Waikiki’den kenarları ince gri şeritli siyah bir large model beğendim. Beli düşük, paçaları boruydu. Adeta şık bir pantolon gibiydi üzerimde. 20 TL idi sadece. Onun da yıkanınca boyu kısaldı. Düdük gibi oldu.

Sonra Benetton’dan nefti yeşil ve upuzuuuun boylu bir eşofman altı buldum kendime. Yıkanınca çekse dahi boyu idare ederdi. Çok beğendim. 45 TL verdim. O da gel zaman git zaman – ki bu zaman bir hafta değildi- diz izi yaptı. Üstüne de her evde oturana olduğu üzere bir yağlı sos döküldü ve ne yaptıysam lekesi çıkamadı.

Eskiden öğrencilik yıllarımızda Ulus Pazarı vardı, Akmerkez karşısında. Hep giderdik Perşembeleri. Kendi bitti, nostaljisi kaldı yadigar derken pazarın Ortaköy’de yeniden açıldığını duydum. Hazır evde geçerken günlerim oraya da uğradım iki kez. İlk gittiğimde yağmurluydu, fazla tezgah yoktu ama yine de kendime bir eşofman altı daha alabildim. 25 TL verdiğim bu alt, kopkoyu griydi. Bacaklarında diz izi de yapmayacağını iddia etti satıcı adam ama bunun da toto kısmı esnedi. Yıkanınca da nakışlı logosunun olduğu kısım bir tuhaf büzüştü kaldı. Lastikli kemer kısmında bir de ipi vardı. Geçenlerde o ip de kemerin içine kaçtı, çıkaramadım.

En sonunda H&M’den 40 TL’ye mağazanın en koko eşofman altını aldım. Siyahtı ve benim ev hallerimin en kırmızı halı kreasyonuydu. Deneyerek de almıştım. Hem boyu uzundu, hem tipi iyiydi. Şimdilerde bununla ömrümü geçiriyorum. Pilatese bununla gidiyorum. Alışverişe bununla gidiyorum. Yemeğe, kahvaltıya, kankalarla buluşmaya hep bununla gidiyorum. Bazen bunun içinde uyuyorum da. Çok rahat bir beli var. Göbeğimi rahat rahat salabiliyorum. Hani biraz postpartum depresyonum da varken bu eşofman altı bağımlılığımın daniska yarattığını sanıp ‘çıkar onu üstünden’ diyor dostlar. İyi de, evde Jelibon’a uçtu uçtu yaparken, kek pişirip ha bire gıda alışverişi yaparken, hatta şu anda oturmuş blog yazarken jilet pantolonum, saten gömleğimi giyecek değilim heralde, diyorum.

Belki de tıpkı George gibi, eşofmanımla ‘sefilim bari bırakın rahat edeyim’ mesajı veriyorum dünyaya.



4 yorum:

melontheroad dedi ki...

Aa biz de gittik yeni ulus pazarına hem de çoluk cocuk. Çok beğenmedim ama ben de bir aber esofman altı aldım 20tl idi çok seviyorum onu ben bağlandım valla. Vestel reklamındaki kadın gibi ipek geceliklerle dolasilmiyor tabi zaten bebeler de öyle babasının göbeğinde uyumuyor.

senem dedi ki...

Gülümseyerek takip ediyorum yazdıklarınızı. Çocuklu hayatın ilk zamanları tam da anlattığınız gibi hakkaten. İşler hiçbir zaman daha koay hale gelmiyor amitgide eğlenceli oluyor, o konuda garanti verebilirim. Bunlar biraz dillenip hele bir de akıl yürütmelere başladıklarında tadlarından yenmiyor. :))

Alakasız olacak ama bir soru: Ortaköy'deki Pazar hangi günler kuruluyormuş? :)

senem dedi ki...

Kızım sağolsun, klavyedeki bazı hafler basmıyor kolay kolay. Bir önceki yorumdaki yazım hataları için kusura bakmayın!

Hafiye dedi ki...

Pazar hala Perşembeleri. Hala adı Sosyete Pazarı. Ortaköy'den Ulus'a çıkan yokuşların başladığı yerde kuruluyor.

Akmerkez'in Ulus tarafı karşısında, Sebat restoranın önünden ücretsiz servis de kalkıyor.