House MD dizisinin hastasıyım ya. Bazen çok tekdüzeleşiyor, tamam. Hasta geliyor, derdi çözülüyor. House huysuzluk yapıyor falan. Ama adamlar sezon sonlarını ve başlarını müthiş yazıyorlar. 6. sezon final bölümünde tam da bendeki değişikliğin sebebini bana fark ettiren bir şey oldu. House, bacağı göçük altında kalan bir kadının bacağını kurtarmak için uzun süre tehlikeli bir şekilde direndi. Bacağının üstündeki yığın kalktığı anda hem kadıncağız hem de kurtarma ekibi büsbütün göçük altında kalabilirdi. Kadının bacağının kesilerek oradan kurtarılması en kısa çözümdü. House, belki de kendi bacağından muzdarip olduğundan yığını kaldırtmaya kastı. Kadın da House’a çok güvendi, ona sığındı. Zaman geçtikçe bacaktaki kangrenin tüm vücuda yayılma riski de oluyordu falandı filandı. En sonunda mecburen kadının bacağını kesti. Kadın ambulansla hastaneye kaldırılırken yolda House’a kurtar beni diye diye nefesi kesilerek öldü. Hem de hiç hesapta yokken. Üstelik ölmesinin bacağının geç kesilmesiyle alakası yoktu. Uzun kemik kırıklarında nadir görülen yağ embolisi sebebiyle kadıncağız gitti.
Burada House’un duygusallaştığı nadir anları izledik. Normalde birinin ölmüş kalmışlığına aldırmadayan adam yedi bitirdi kendini. Ekibinden Foreman, House’a, “Sen herşeyi doğru yaptın, o kadın hastanede olsaydı da sonuç bu olacaktı,” dedi. House ise “İşte sorun tam da bu. Herşeyi doğru yaptım ama o yine de öldü” diyip Foreman’ın odayı terk etmesini istedi.
Çok derinde bir yerde, her şeyi doğru yaparsam iyi sonuç alırım diye düşünürdüm ben. Cümledeki mantığı ters yüz edersem, işler yolunda gitmezse ben bir şeyi eksik ya da yanlış yapmışımdır, diye kendimi suçlayarak yaşardım. Herşeyi doğru yaptığım ilişkilerimin kırılmasından mı, acaip çalışıp koca kafalık yapıp en yüksek performanslı eleman ödüllerini aldığım halde terfisiz ve zamsız kalmaklardan mı, herşeyi doğru yaptığım ilk gebeliğimde Kerevit’i kaybetmekten mi bilmiyorum ama an geldi bu ektiğimi biçeceğimi sanmaklardan vazgeçtiğimi fark ettim. Belki yüzde yüz değil. Hala plan program ve hırs dahilinde ilerleyen bir tipim çünkü ama eskisi gibi kendimi yiyip bitirmiyorum. Azıcık içim sızlıyor, sonra ‘kısmet’ diyip önüme bakıyorum.
Hamileliğimin takvim hesabına göre son haftasına girdim. Doğumdan değil, onu takip eden bilinmez ve tahmin edilemez süreçten biraz çekiniyorum. Şimdiden hayatım çok değişti. İki haftadır evdeyim. Yatılı bir yardımcımız var. Eve ve ona alışmaya çalışıyorum ama herşey çok tuhaf geliyor. Başlangıçta bir takım talihsizlikler de yaşadık. O yüzden gerginim de. Yine de yapabileceğim herşeyi yapabileceğimin en iyisince yaptım sanırım. Gerisini hep beraber göreceğiz.



















Şövalye ilkokul birin ilk günündeki çocuklar gibi doktorları maaile dolaşmaktan hoşlanmıyordu. Ama biz öyle yaptık. Bir hocaya daha gittik. Artık konumuzu o kadar çalışmıştık ki, o adam da ağzını açmadı. Biz öyle oldu, böyle oldu, dedik. O da ‘evet, doğrudur’dan başka kelam etmedi. Son kez Uğur T’ye gidecek ve ajandasına girecektik artık. Bu randevuya Düella da geldi.