Doğumun ertesi gününde de sütüm yoktu. Doğumdan sonra totomun üstüne oturamaz, hormonlarım yüzünden devamlı terlerken, uykusuz ve yorgunken, eş dost hastaneye akın ederken sütsüzlük yüzünden ağlayan çocuğa içimin parçalandığı yetmiyormuş gibi tuttuk bir de onu sünnet ettirdik. Kanlı et parçasını da eşantiyon olarak yollamamışlar mı? Dakikalarca ağladım canı yanmış mıdır, diye.
Bir kere ben sünnet ettirme konusunda çok emin değildim. Yani bu vücut onun, kendisi karar versin onunla ne yapacağına, diye liberal demokrat bir anne olarak düşündüm. Bir de zaten tıp dünyası sünnetin ne kadar sağlıklı olduğu konusuna yeniden şüpheyle yaklaşmaya başlamışken fena olmazdı. Ama çocuk arkadaşları arasında rencide olur, eşin dostun baskısına dayanamaz yaptırırsın, bu sefer aklı erer de travma olur, bir günlük bebekken pek de hissetmezmiş dediler, kanıma girdiler. Çocuğum baygın baygın dönmüştü sünnet operasyonundan. Meme verdim biraz huzur bulsun diye ama faydasızdı.
Açlıktan artık avaz avaz bağırdığında bebek hemşirelerinden yardım istedim. Geldi biri. Çocuğu kucağına aldı. Tulumunu düzeltti. Tekrar mememe koydu. Emzir, dedi. Emzirirsen sütün gelir.
Sekiz saattir emziriyorum dedim. Bak, damlası yok. Mememde de ağlıyor çocuk.
Mama vermemiz gerekir o zaman, dedi.
Verin, dedim
Doktora sormalıyız, dedi.
Sorun, dedim.
Bir türlü soramadılar ya da doktor izin vermedi, bilemiyorum ama Jelibon’la artık yorgun düşüp beraber uyumuşuz aynı yatakta. Ya üstüne yatsaydım çocuğun?
Hastaneden çıkışımıza kadar mama konusu havada kaldı. Doktor verebilirsiniz, dedi de rahatladık. Bu iri bir bebek, dedi. Çok da talepkar. Yanlış da durmuyor memede. Sütün gelir birkaç güne. O zamana kadar mama verebilirsiniz, dedi.
Gönül rahatlığıyla şu çocuğu kucaklayamamış, mırıl mırıl uyutamamıştım. Eve döndüğümüzde de psikopatça emzirdim. Saat başı hastane tipi en baba pompalarla dakikalarca pompaladım. İki hafta boyunca bunu yaptım. İlk günler bir damla dahi çıkmayan süt ikinci hafta biberonun dibini ıslatacak kadar geliyordu. O da çok azdı.
Devlet sağlık ocaklarını annelerin peşine salmış. Doğumda topladıkları topuk kanlarını tahlil ettirtiyor, ne güzel, ne faydalı. Ama 'ilk altı ay sadece anne sütü vermelisiniz' konulu hemşire ezberleri ve ısrarları sayesinde Jelibon’a her mama verişimde bana zehir veriyormuşum gibi hissettirdiler. Zaten annelik suçlulukla karışık yetersizlik hissinden ibaret bir şey. Sütüm yok diye iyice doldurun beni. Aferim.
Gel zaman git zaman isyan etmeye başladım. Gözüm iyice açıldı. Birileri kadınların üstüne oynuyor. Ez, boz, uğraştır, kötü hissettir onları diye. Bu kadar fiziksel çilenin üstüne bir de pişman olsunlar, diye.
Konu hakkında okumadığım makale, bilimsel araştırma da kalmadı. Uykusuzluğumun arasında bunu da yapabildim. Takmıştım bir kere. Gerekirse bu memeler parçalanacaktı da öyle rahatlayacaktım.
Mama alanlar ile anne sütü içen bebekler arasında yapılan karşılaştırmalar hep anne sütünden yana çıkarken annenin eğitim durumu, ailenin sosyo-ekonomik durumu gibi faktörler de katıldığında ikisi arasında fark kalmıyordu. Sağdan soldan zamanında anne sütü emmemiş arkadaşlarım çıkınca içim biraz daha rahatliyordu. Düella da Esincan da mahallenin ineklerinden beslenmişler. Gayet de kocakafalar. Bir başka tanıdık amcamızı –ki meşhur ve de yaşını başını turp gibi almış bir doktordur kendisi- köylük yerde doğumda annesini kaybedince inek sütüne koyunun iç yağını katıp içirmişler.
Ama sonra acaba bu hikayeler ‘sigara içmesine rağmen yüz yaşına kadar yaşadı’ gibi istisnalar mı diye düşünüyordum. Jelibon hayata boş memelerim yüzünden 1-0 mağlup mu başlıyordu?