Pazar, Ekim 21, 2007

Bavullar Kapanırken

En son nişanımda ‘Bilsen bilsen sen bilirsin. Benim doğum saatim ne?’ diye teyzemi kıstırdım. Annem gece 10 gibi doğdun, çok uzun ve zor bir doğumdu, saatlerce doğumda kaldım der; babam yok canım, akşamdı, 8 falan olmalıydı der. Annem acılarının o kadar kısa olmadığını iddia eder, babam aksini söyler, ohoo, bu böyle sürer giderdi. Anneme kalsa Başak yükselen, babama kalsa Aslan yükselen bir insan oluyordum. Aslanlık yanımdan geçmez. Başak belki. O kadar titiz değilsem bile hani var bir köle ruhluluk bünyede. Teyzem de demesin mi, hayır, güneş henüz batıyordu diye. Doğum tarihimde, doğduğum koordinatlarda güneşin kaçta battığını araştırdım hafiye hafiye. Bu durumda yükselenim Yengeç. Bir bilinmezi veya kayıp bir şeyi ararken en mutluymuşum. Aradığım şey önemli bir şey olmak durumunda değilmiş. Hafiyelik işte. Yıldız haritamdaki evlerin mevlerin yeri bayağı değişti böylece. Anlamları da. Bitap düşmek benim kaderimmiş mesela. Çok iş, çok yorgunluk, çok az getiri. Ha pek hayırsız ama çok doğru. Şöyle ki:

Ben buraya alışverişe geldim sanıyordum ama paso çalıştım, paso süründüm. Unutmuşum bu Amerikalıların ne kadar erken horoz olduklarını. Sabah 8’de toplantı mı başlar be? Otelde kalmiyim, bana kiralık araba verin yerine dedim. Pelinat’a konuşlanıp laklak yapıcaz hesapta. Pelinat’ın eviyle toplantı arası 1,5 saatti. İlk gün bir de höngür höngür tropikimsi yağmurlar inmesin mi? Her sabah 7’de evden çıkıyorum. Düzenli olarak yarım saat gecikiyorum. Israrla ve gözlerine baka baka. Şirin şirin özürlenerek. N’apiym? Akşam eve en erken 10’da giriyorum. Alışveriş için çok geç haliyle. Sabah 4’e kadar laklak. 2,5 saat uykuyla yeniden aynı terane. Uykusuzluk, hazımsızlık, günde üç saat yol, jetlag, alışveriş takvimimin ağır ilerlemesinin verdiği endişe, Şövalye’nin devamlı değişen düğün mekanı önerileri, Şövalye’nin devamlı değişen hangi arabayı alsa fikirleri birikti birikti Pelinat'ın tonton yeğeninin zıplangaçının bir köşesinde çökercesine uyuyakalmamla neticelendi. Dönüşe-iki-gün-kala’yı da Nuşin’in (Pelinat’ın ablası) evinde uyuyarak geçirdim. Abla bana pijama niyetine bir tişört verdi. Annecim! Ortaokuldaki tişörtüm. Amerika’ya taşınırken Istanbul’da bırakmıştım. Pelinat’tan ablasına, sonradan o da Amerika'ya taşınan ablasından bilimum eyaletlere taşına taşına varlığını sürdürmüş. 17 yılda bir tülbent inceliğine gelmiş ama elden çıkmamış. İşte, Nuşin de bir yengeç. Stokçu ruh. Benim gibi. Mesela beş paket diş ipi varken altıncısını, yedi adet deodorantı varken sekiz ve dokuzuncusunu alır mı insan? Ben aldım. Ayakkabı stokunu sayamıyorum bile. (Yeni aldığım 11 çift ayakkabıyı Esincan'a ithaf ediyorum)
Wal-Mart kapısından da geçtim bir gece vaktiydi. Alışveriş tuttu elimden benim. O ne azamet. O serinlik ve nemli kutu kokusunu içime çekerlen gözlerim doldu adeta. Çok özlemişim. Ne güzel ki 24 saat açık. Toplantı geç bitse kimin umrunda? Gece 4’e kadar kaldık mı içerde? Dışarısı 30 derece, biz içerde hırkalarımızla Dayquiller, Nyquiller, vitaminler, pişik kremleri, Türkiye’de var olduğu söylenen ama bir türlü rastlayamadığım pişirme yağı spreyleri, kurutma makinesi yumuşatıcısı gibi şeyler neyse de kağıt mendil bile almaya neden meylettim, bilemedim.

Ne yaptıysam son gün yaptım. Bir fırtına gibi estim. Malları toplayıp Pelinat’a döndüm. Küçük odasına yaydım. Bavulumu o yaptı allahtan. Bana kalsa sabaha kadar yığının ortasında oturur, yerleşemiycem diye ağlar dururdum. Bavulları kapattık. E, tartmak da lazım. Hınca hınç oldular. Tartısı yokmuş! Yani bir insan bu kadar kilo takıntılı olup nasıl tartı sahibi olmaz? Tartı manitasıymış. Bir tutup kaldırıyor şak diye biliyormuş ağırlığını bavulların. Hay allaam. El yordamına göre limitteyim kısacası. Her ihtimale karşı Pelinat’ı yanımda götüreceğim limana. Fazlalık varsa düğünüme (?) gelirken getirmek üzere ona vericem.

Az önce oturduk Pelinat’la laptoplar kucakta. Internette dolanıyoruz. Bana feysbuktan bir arkadaşını gösteriyor listesinden. ‘Bunu tanıyor musun?’ diye soruyor. ‘Yoo’, diyorum. ‘Kim?’ O da bilmiyormuş. ‘E, ne işi var listende?’ dedim. Ya işte friend request yollamış. Reddedememiş. Bakmış aynı üniversitedenler, iki üç de ortak arkadaşları var. Tanışıyor olmalıyız, diyor. Öyle selam verdiğini arkadaş ekleyen bir tipe benzemiyor kızcağız. Kesin vaktiyle muhabbetleri vardı. Bizim balık hafıza unuttu. Ya da hiçbir zaman öğrenemedi. Bir haftadır nostalji yapıyoruz zaten. Bu hikayesini anlatmadan geçemiycem. Bir gün elinde mikrofon, ardında kameraman bir eleman bizimkini yolda durdurur. O dönem Oya Aydoğan’la Banu Alkan feci kavgalıdır ve magazin dünyasının gündemini oluşturmaktadırlar. Eleman bu kavgada Oya Adoğan mı haklı, Banu Alkan mı diye bizimkine sorar. Bizimli de ”Oya Aydoğan kim?” diye bütün samimiyetiyle sorar. Bilmez. Bilse de unutur ki. Daha sonra bu mini anket yayınlanırken Pelinat’ın bu samimi sorusu, ”Oya Aydoğan da kim oluyor ki? Kendini ne sanıyor ki?” şeklinde çarptırılarak yansıtılır halkın nabzı olarak. Bizim kel alakayı bile bu kadar alet ettilerse ben Hülya Avşar’a falan inanıyorum valla.
Çok uykum var. Çok saçmalıyorum. Bu gece uyumayıp uyku hapıyla uçakta uyumayı hedefliyorum. İner inmez işe gidicem çünkü. Karşılığı az mı az olan çok mu çok işim ve birkaç gün içinde bir uzak seyahatim daha var. Olsun ama yeni cicilerimle ofise dönüşüm muhteşem olacak. Millet yüksek belli pantolonlarıma kahkahalarla gülmekteydi. Umarım bu alışverişimde Törkiş modasına uyguna yaklaşmışımdır.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

çok özledim!

Adsız dedi ki...

ben de!

Zzz

Adsız dedi ki...

artik yine yuksel bel moda, giymeye devam et.

Adsız dedi ki...

Kiziiim, beller yukseliyor, sen de bu sefer dusuk bele mi geciyorsun? :) Dusuk bele de kilim (durmadan donum cikiyordu, bir turlu beceremedim), yuksek bele de (vucudu daha igrenc gosterecek bir sey dusunemiyorum, ha vatkalar var tabii). Ne olur sunun ortasini bulsak?

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

yasasin TJ max & marshall.. yeni evimin yaninda buldum birer tane... adeta ikinci adresim... ama NY'ta 7 de kapaniyor bunlar ya...

Kardeslerimin Tr a donuslerinin resmi de boyleydi...:-))

ruty dedi ki...

Kizim Walmart'in nemli kokusunu ozlemis olman gozumden yas getirdi... (gulmekten tabi ki)