Cuma, Aralık 18, 2009

Mutluluğa Erişme Hakkı

Birleşik Devletler'in bağımsızlık bildirgelerinin içine bile konmuştur Amerikan Rüyası. Bildirgenin 2. maddesi der ki, “Tüm insanlar eşit yaratılmışlardır. Yaradanları tarafından onlara bağışlanmış, belli bazı vazgeçilemez haklara sahiptirler; yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme hakları da bunların arasındadır”. Ben senelerce hastası oldum bu maddenin. En çok da mutluluğa erişme hakkının. Böylesine derin bir mevzunun bu basitlikte anlatılışına ve herkesi, her derdi, her dönemi ve durumu kucaklayıcı duruşuna hala hastayım.

Genelde soğuk, katı ve okunması zor bu tarz metinlerde insanların haklarının kapsam ve durumlarını geniş geniş de olsa tanımlamak yerine ‘mutluluğa erişme hakkı’ demiş bırakmış adam. Yalınlığa bakar mısınız? Kıvraklığa? Bunun üstüne ne slogan geldi bu dünyaya, ne motto, ne de marka. Vaktiyle belki de bir gaz verilmek istendi savaştan bitap düşmüş, nüfusu kavruk ve dağınık kalmış topluma. Gazların en büyüğüdür ya mutluluk vaadi. Devlet politikası bile olabilir haliyle.

Mutluluğa erişim vaadinin çıkış sebebi her ne idiyse öyle kalsın ama konuyla ilgilenen Amerikan Rüyası romanlarını okumayı severim. Orta öğrenim boyunca bize dayatılmış olmalarından da olabilir. Belki de devletin toplumları gaza getirmelerine ya da uyutmalarına uyuz olan aydınların yazdıkları yüzünden olsa gerek bu romanlarda bu rüyalar illa ki kabusa dönüşür. Her an her şey ters gidebilir hisleriyle yaşayan benim gibi Kriz Hanımlar için büyük dersler çıkarılır.

Bu romanların en bilinenlerinden Fareler ve İnsanlar’da çocuk zekasına sahip iri bir adam olan Lennie ile akıllı bıdık sıska bücür arkadaşı George çiftliklerde çalışıp duran ırgat kankalardır. Hayatta birbirlerinden başka kimseleri yoktur. Yatıp kalkıp bir gün kendi çiftliklerinin sahibi olduklarını hayal ederler. Çiftlik sahipliği onların mutluluk noktasıdır ve bir gün bir çiftliğin sahibi olma umuduyla yaşarlar. Lennie sık sık George’a hayallerindeki çiftliklerini anlatmasını söyler. George da sık sık alır sazı eline, ağacını, toprağını, hayvanını masal gibi anlatır ‘mutlu’ yerini.

Gel zaman git zaman, iri ve geri olan Lennie, sırf oyun oynamayı ve yumuşak şeylere dokunmayı sevdiğinden çiftlik sahibinin gelininin saçlarını okşamak isterken kızın panik olmasına panik olup ayarsız kuvvetini kullanarak kızı istemeden öldürür. Çiftlik sahibi artık görüldüğü yerde Lennie’yi linç ettirecektir. Lennie’nin ayarsız kuvveti, iyi niyetine rağmen herkes için, George için de bir tehdittir artık. George, Lennie’yi herkesten önce bulur. Lennie'ye yeniden mutlu çiftlik masalını anlatırken, tam da hayal kurarken, George arkadaşını vurur. Başkasının ellerinde linç edileceğine onu kendisi öldürmeyi tercih eder. Arkadaşını vururken aslında hayallerini de vurmak zorunda kalır. Lennie ölürken George’un yanına gelen bir başka ırgat üzüntü ve kederden şoka girmiş olan George’a teselli niyetine, ‘”Bunu yapmak zorundaydın, George,” der. “Bunu yapmak zorundaydın”. Bu replikten de aslında yaşama tutunmak için hayallerimizi öldürmemiz gerekebildiği hatırlatılır.

Romanın ismi Robert Burns’un To A Mouse isimli şiirinden çıkmıştır. Şiirde, bir tarla faresinin kendine yuva yapmak için uğraşırken bir yandan da geleceğindeki mutlu günlerinin hayalini kurduğunu öğreniriz. Fare, o yuvayı en ince detayına kadar düşünmüş ve planlamışken bir gün tarla sahibinin sabanı ile yuvası dağılır. Farenin trajedisini de 'Farelerin ve insanların en ince planları çoğunlukla ters gider' mısralarında anlatır. Fare de planlarını öldürebilmiş olsaydı bu trajediyi aslında yaşamayacaktı.

İki şeyi çok istedim. Elde ettiğimde resmen başım göğe erecekti. Bunlar için uzun ve çok çalıştım, çok plan, çok strateji yaptım. Hak ettiğime de inandım; hem zor şeyler bile değillerdi. Birçoklarının farkında bile olmadan elde edebildikleri, bir çoğunun da hatta ‘aman be’ diyip aldırmadığı şeylerdi. İkisi de terso gitti. İlkini öldürdüm. Hala içim sızlar, hala ‘acaba’ der sorgularım. İkincisinin de bir ayağı çukurda. Bu yazı ondan. Hoş, hayaller öle öle yaşamın tadından yana bir şey de kalmıyor.

11 yorum:

huysuz ve tatlısı dedi ki...

bi dakka, yeniden hamile misin yoksaaa???

Hafiye dedi ki...

Hayır yahu. Tersine, çocuk planlarını yok etme yazısıdır bu.

gezicini dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
CLTK dedi ki...

Mutluluga erisme hakki, 1950lerde bile zencilere otobusun arka kisminda seyahat ettirmistir. Konudan bagimsiz dile getireyim dedim.

Adsız dedi ki...

Oha bu yasta mı vazgecilir. Kücücük bir ihtimal varsa bile sonuna kadar gidilr. Bahsettiğin kişilerin bazıları en ümitsiz durumda pes etmedikleri için ona sahipler. En az işinize verdiğiniz emeği buna da vermeniz gerekmiyor mu? Bu kadar zamandır sizi izliyorum benim fikrim bunu siz yapamazsanız kimsı yapamaz.

cimbalom dedi ki...

Hafiye, çıkar o yav çukurdan. Yok etmek kolay değil öyle planları.

Adsız dedi ki...

hafinaz bu. canı çıkar, huyu çıkmaz! siz her dediğini kaile almayın onun.

Murtaza dedi ki...

yazdiklarinin buyuk coguna katilmasam da yazdigin yazilar icinde en guzellerinden biri olabilir bu hafiye...

vaktim yok, yerim de dar... ama neden katilmadigimi anlatmam gerekiyor kisaca da olsa.

pursuit of happiness dedigimiz sey, aslinda amerikan ruyasinin bizzat kendisidir. bu cumleyi bir daha oku lutfen. ruya ve mutluluk ayni cumle icinde geciyor. hayallerini oldurmek mutlulugun tek yolu degildir. fareler ve insanlar'i cok severim... bir kac kere okudugum ender kitaplardan biridir. "yasama tutunmak icin hayallerimizi oldurmemiz gerektigini" hic hatirlatmadi o kitap bana... o hikayedeki fare de yasama tutunmak icin hayallerini olduruyor filan degildi. ve cok buyuk ihtimalle o fare, yuvasi yikildiktan hemen sonra, bikmadan, usanmadan yeni bir yuva yapmaya baslamisti bile.

hayallerimiz her zaman gercek olmaz. hepsi gercek olsa zaten hayal etmenin de yasamanin da heyecani kalmaz... ama bizi yasama baglayan hayallerimizdir.

"If a little dreaming is dangerous, the cure for it is not to dream less but to dream more, to dream all the time."

- Marcel Proust

Hafiye dedi ki...

Murtaza, tamamen ayni fikirdeyim senle.

Pursuit of happiness'in mutlu olma yolunda didinmek oldugunu da biliyorum. O yuzden 'right to pursuit' demis adamlar. 'Right to happiness' dememisler. Bu ince ifade cok iyi.

Bu kadarlik bir snapshot alinca ancak bu kadar anlatabildim. Konu cok genis aslinda.

Mutlu olmak icin 'her zaman' hayallerini oldurmen gerekmez elbette. Ben de oyle demiyorum zaten. 'Bazen' gerektigini soyluyorum. Vazgecmek bazen en iyi karar olabiliyor. Demek istedigim bu.

Fareler ve Insanlar'da da en birinci tema vazgecmek degildi tabii ki. Cok ince planlarin cok beklenmedik sekilde tepetaklak olabilecegi idi bende kalan algisi. Bir de 'bazen' hayalleri oldurmek zorunda kalinabildigi idi.

Ozledim seni yahu.

Adsız dedi ki...

ateistlerin mutluluga erisme hakki yok anlami cikabilir bu maddenin ikinci cumlesinden. ilk cumle dunyada bi yaradanin varligina inananlar oldugu muddetce ateistleri koruyor gibi.
-ilker.

Hafiye dedi ki...

Orijinali şöyle:
..all men are created equal, that they are endowed by their Creator with certain unalienable Rights, that among these are Life, Liberty and the pursuit of Happiness.

God dememiş adamlar. Ne dersen onu de niyetine. Joker bir laf bence Creator. Yine de yeterince liberal bir duruş. Tee 233 yıllık. Ben hala şapka çıkarıyorum.