Çarşamba, Aralık 15, 2010

Annelik Kaygısıyla Baş Etmek

Hani kendilerine kedilerinin annesi, köpeklerinin babası olarak tanımlayan insanlar vardır ya. Totomla gülerdim ben onlara. Görmez taraflarından ama. Kedi köpek beslemenin annelikle ne ilgisi olabilir diye.

Jelibon 47 günlüktü. Kerem’le buluştuk. (Eskiden tarihleri ezbere bilirdi bu neredeyse otis kafam. Şimdilerde Jelibon milat oldu. Artık öyle hatırlıyorum günleri)

Buralardaymış, kahve içelim diye Starbucks’a gittik bizim evin ordaki. O aslında bebeği görmeyi, hediyesini vermeyi istemişti ama ben evden çıkmanın bir yolunu arıyordum. Bebeği boşver, beni gör dedim. Bebeği evde Anne Şövalye’ye bırakıp gittim.

İstersen içeri oturalım dedi Kerem.
Hayır, dedim. Şu anda kaldırımdan geçen herkesi seviyorum. Hiçbirinden ayrılmak istemiyorum.

O aralar aklımda sadece bakıcı problemimiz var, uykusuzluk var, sütsüzlük ve anksiyete var. Başka da anlatacak şeyim yok. Kerem de hiç oralı olmadı sağolsun. İşinden bahsetti. Yeni bir projesinden. O projenin Şövalye’nin bir projesiyle ilişkilendirdim, sonra kendimce bunu yorumladım. İyi geldi bana bu sohbet. Eski dünyama aitti. Her ne kadar komplike bir konu yoktuysa da ortada a’yı b’yle ilişkilendirmiştim. Zekam yerinde duruyor muydu, ne?

Tüm bunları Şövalye’yi de arayıp anlatalım istedik ama o yurtdışında, tırışkadan bir iş seyahatindeydi. Ohhh. Ben evde lekeli gecelikler ve kanlı gözlerle şafak sayıyor, çile dolduruyordum; o ise iki günlük konferansı sabah uçağıyla giderse kaçırır, konferansın bittiği gün akşam saatinde dönmeye uçak yok falan filan punduyla beş güne uzatıp gitmişti.Yeni babaların aniden ortaya çıkan işkolikliği ayrı bir yazının konusu olacak.

Kerem’e Jelibon doğdu doğalı zekamın gerilediğini söyledim. Herşeyi unutuyordum.
O da beni anladığını söyledi. O da köpek büyütmüşmüş.
Hadi len, oldum içimden, ama o devam etti köpeğini nasıl büyüttüğüne.

Meğer onu eve getirdiğinde henüz doğmuş bir köpecikmiş. Köpek yavruları da sıklıkla beslenmek ister, geceleri de uyumaz, sık beslenmeye devam ederlermiş. Normalde anne köpek heralde serilip yatıyor, yavruları da memelerine yapışıyor. Yiyen yiyor, yemeyen ne hali varsa görüyor heralde ama işte annesiz bir köpek Kerem’inki. Kerem de biberonla geceleri süt verirmiş köpeğe. Saat başı, iki saatte bir falan derken süreler uzarmış. Bu durum iki hafta kadar sürüyormuş ama bu iki hafta ona annelerin neler yaşadığını anlamasına yetmiş.

O köpeğe biberonla geceler boyu süt verirken bir bağ kurulmuş aralarında. O yüzden Kerem’e göre süt verdiğin herşeyi seversin, ona bağlanırsın. Beslemenin bağlayıcı bir yanı var. Bağlandığın şeyi de dur durak bilmeden düşünürsün. Beyninin bir kısmı ona ayrılır. Adeta bir alt-beyin geliştirip o alt beyin devamlı bağlanma nesnene dair endişeler, fikirler üretirken sen üst beyninle normal hayatına devam edermişsin. Tabii devamlı çalışan yeni bir alt beyin de üst beyinden tamamen kopamayabiliyor, onun malzemesinden çalabiliyormuş.

Yani benim Jelibon’u hiç düşünmemek istemek dileğim fanteziydi, sadece ona ait alt beyin kısmını iyi yalıtmam gerekiyordu. Bir köpeğin babasından anneliğe dair mühim bir açıklamaydı bu benim için. Şimdi bütün anne babalar bunun öyle aman aman bir çıkarım olmadığını, herkesin bunu asırlardır bildiğini bana söylemesin. Ben ilk kez Kerem’den duydum. Ya da ilk kez üzerine düşündüm. Aslında orada o sohbetle ilk kez o alt beyni oluşturmaya başladığımın da farkına vardım. Böylece başka şeylerle de ilgilenebiliyor, başka şeylerden konuşabiliyordum. Belki de o yüzden bu çok bilindik gerçeğin farkına vardım.

5 yorum:

Gamlı Baykuş dedi ki...

İnanmıyorum. Bu sabah sütümün azaldığını fark ederek panik içinde, oraya buraya sataşma halinde rastladığım blogda, ömrümün şu son 3.5 aylık döneminde yaşadığım bütün acıları, bütün endişeleri, bütün talihsizlikleri buldum. Benim bebik de 4 eylülde doğdu, fulyada iğrenç bir özel hastanedeki (lisanımı bağışlayın) yavşak çocuk doktorunun ve cahil hemşirelerin gazlamasıyla sadece anne sütü vermeye çalıştım ufaklığa. Sonuç 5 gün sonra besin yetersizliğine bağlı olarak ilerlemiş sarılık oldu. Tatlı bebikim hipoglisemiye girmiş. Enteresandır, anne sütü anne sütü diye yırtınan dinci bir özel hastanedeki çocuk doktoru derhal mama verin bu çocuğa, açlıktan öldürecek misiniz dedi. Ama sarılıktan kurtulmak için de bol bol emzirmek gerekiyormuş, önce emzirin sonra mama verin dediler. Gel gör ki emzirmek ne mümkün. Zaten süt yok denecek kadar az bir de meme uçlarının yara olmasıyla emzirme olayı bir tür kahramanlığa, annelik gösterisine nerdeyse haysiyet meselesine dönüştü. Vücutta en çok sinir ucunun bulunduğu yerlerden biri meme ucu. Emzirmek gerçek bir işkence, ağlaya zırlaya bir iki kez bebeği refleks olarak fırlatma noktasına gele gele emzirdim ama o gün bugün sütün azlığıyla mücadele ediyorum. Nitekim bugün teslim bayrağını çekmek üzereyim. Çünkü suçluluk duygusundan, yetersizlik, olamamışlık hissinden tükendim. Denemediğim şey kalmadı. Aptal kadın forumlarındaki heer fikri bizzat okumuş ve denemiş bir insan olarak söyleyebilirim ki tek bir durumda sütümün anlamlı bir şekilde arttığını gördüm, o da, günün birinde stresten çıldırdığımda kafayı çektiğim zamandır; memeler doldu, şiş şiş oldu. 150 cc süt sağdım, 150 cc ne demek. Benim şahsi rekorum. Ama alkollü sütü el kadar bebeye vermek de olmaz içim kan ağlayarak döktüm o sütü. Sütü az olan herkesin bir süt dökme hikayesi var sanırım, benim de var, bütün gün güç bela biriktirdiğim 90 cc sütü tam bebeğe verecekken biberonun kapağı tam kapanmadığından yerlere ve ufaklığın üstüne başına döktüğümde de, hiç suçu olmadığı halde anneme çemkirip ağlamışlığım var.

Gamlı Baykuş dedi ki...

izim bakıcı hikayemiz yok çünkü bakıcımız yok, annem sağolsun bebek doğduğunda evini barkını bırakıp benimle aynı apartmana taşındı. Böylece özel hayatımıza aşırı negatif bir etki etmesine rağmen bebeğin bakılma işi garantiye alınmış oldu. Ben tüm nefretimi ve gıcık olma duygularımı kontes kayınvalideme yönelttim bu süreçte. Hanımefendi daha hamile bile değilken "ben kimsenin çocuğuna bakamam benim hayır işlerim, derneklerim, gezilerim felan var, çocuğa kız annesi bakar" diye beyanat verdiğinden kendisine ceza verdim bulunuyorum. Göstermiyorum çocuğu, Onbeş yirmi günde bir, o da keyfim gelirse. Doğduktan bir ay sonra bebeği anneannesinin kucağında pek bir rahat görünce, hanımefendi kıskançlıktan dudaklarını kemirip, neden bakıcısı yok bu çocuğun, bakıcı tutun derhal diye ferman çıkarmış ve bu buyruk tarafımdan bakıcı tutacağım varsa da artık tutmayacağım gibi bir tavırla karşılanmıştır. Ahir ömründe dünyayı geziyor kendisi gibi içi geçmiş botokslu teyzelerle las vegasa, karayiplere seyahate gidiyor kadın, nasıl torun baksın, hem ne kadar avam, bakıcı denen bişey var şekerim, ver 500 doları olsun bitsin. Ama benim çileli anam bakar torun, bunu zül saymaz bilakis son 10 yılda hayattaki tek gayesidir anneanne ve babaanne olmak. Seve seve, güle oynaya bakar, hatta o kadar ballandıra ballandıra anlatır ki bu işi, gavur kayınvalide bile imana gelir, canım karşıya geçtiğinizde işiniz falan olduğunda bize bırakırsınız ben bakarım der. Yine kaba olmak pahasına nah bakarsın dedim kendisine içimden. Bakıcı da yok sana inat, annem pekala bakıyor işte, hem zaten annem ben evlatçığımı öyle ne idüğü belirsiz kadınlara teslim etmem, istemem bakıcı falan demiş. Aaa annene yazık, yorulur isterseniz biz karşılayalım bakıcının parasını demez mi sonra kadın, bak sen parasını da sen ver ki çatkapı gelebiliten, çocuğumun üzerinde hak iddia etmek gibi terbiyesizliklerin olsun öyle mi? Zinhar. No bakıcı.

Gamlı Baykuş dedi ki...

Gerisi aynı yetersizlik hissi, sürekli bebeği düşünüp bi yandan da ondan uzaklaşınca rahatlamak, rahatlayınca vicdan azabı çekmek, kötü anne olmak bu herhalde demek, uykusuzluk, bütün gün sarhoş gibi dolaşmak, hanımın oğlunun sen iyice bıraktın kendini, lütfen toparlan gibi terbiyesizlenmelerini kes sesini gibi cevaplamak falan...
Bebeğimi seviyorum, yapı olarak çok stresli bi insan olduğumdan çevremdeki tüm diğer annelerden daha çok endişeleniyorum onun için, sürekli üstünü örten benim, biberon bi yerlere değmese belki değmiştir enfekte olmuştur diye tekrar tekrar sterilize eden benim, emzirip üzerine mama verip, çocuk mamanın hepsini yemeğince bak görüyo musun, aç bu, yemiyo neden yemiyoo diye ağlanan benim, anneme o titizler titizi kadına şunu şöyle yap bunu böyle yap diye hönküren yine benim.
İyi anne olmak çok acı çekmekse benden iyisi bulunmaz efendim, bu çocuk doğduğundan beri hem kendime hem etrafıma eziyet ediyorum. Madem kısas çile çekmek, çekiyorum ben çilemi işte. o zaman emzirince daha iyi anne olunmuyor, çünkü kolay emzirmek. Gece uyandığında, gözlerin kapalı, bebeğin ağzına sokuşturdun mu memeni, iş bitiyor, mama yapmak öyle mi, kör karanlıklarda yataktan çıkıp mutfakta, steril biberon ayarla, suyu kaynat, mamayı yap, optimum dereceye gelinceye kadar soğut, uyku sersemi, bebeğe mamayı yedirirken dikkat et aman hava yutmasın, aman biberon akıtmasın, üstü başı ıslanmasın.
Gündüzleri dışarı çıktığında elli bin şey düşün. Mamasını yapıcam diye termos özellikli çantalarda sıcak sular gezdir yanında. Hangisi daha kolay sorarım size?
Hangisi daha özenli annelik? Emzirince iyi anne mi olunuyor, beni 3.5 yaşıma kadar emzirmiş annem. Nerdeyse gelinlik kız olmuştun hala anneni emiyordun diye dalga geçiyor akrabalar. Benim süper iyi annemden de bu beklenir zaten. Hani bağışıklık sistemi, zırt pırt hastayım, en ufak yorgunlukta ağzımda aftlar çıkar, anında hasta olurum, her kış üst solunum yolu enfeksionları, pnömoni başlangıcı teşhisleriyle türlü antibiyotikler içerim, zeka desen ortalama.
İyi anneyim ben arkadaş. Bebeğimi de seviyorum. Benim de yaşım 33. Bu yaşta ilk çocukla debeleniyorum. Kahretsin sütüm yok. İntihar mı edeyim? Mamacıyız ama iyi anneyiz biz.

Özür dilerim yorum değil de bütün dertleri kusma tarzında ve uzunluğunda birşey oldu. Lütfen kusuruma bakmayın.

Gamlı Baykuş dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Hafiye dedi ki...

Gamlı Baykuşum. Gamlanma. Hepimiz aynı teknedeyiz. Sende duygularıyla hareket eden bir hal görüyorum yalnız. Hakkaten 'iyi anne' olursun sen. Bazen karanlık hislere kaptırıyor kendini insan ama bir uzaktan bak kendine ve dalganı geç. Bebeğe de kim bakarsa baksın, bir şekilde büyüyorlar. Yıpratma kendini.