Salı, Ekim 18, 2011

Ağlatma Metodu

Beş gündür Jelibon’u ağlatma (Ferber) metodu ile uyutuyoruz. Daha doğrusu ben yapıyorum bunu. Bunu yaparken ortamda Şövalye varsa Jelibon’un kapısında nöbet tutuyorum. İçeri girip Jelibon’u psikopat annesinden kurtarmaya yeltenen babasına set çekmek için.

Daha evvel de ağlatma metoduyla uyku düzeni getirmeye çalıştım Jelibon’a. Adam neredeyse 14 aylık. Koca adam oldu. Biz hala her akşam iki saatimizi uyutma çabalarına harcıyoruz. Yeter artık diyip evde sıkıyönetim ilan ederek bir kez daha metodu denemeye karar verdim.

Önceki denemelerimde Jelibon’un odasının önünde Şövalye’yle deve güreşi bile yapmıştık. Şövalye benden uzun ve iri tabii. Bir de zaten içeride ağlayan çocuğa ‘Geliyorum Jeliboncuuum’ diye bağırıp durduğundan içeri girmese de metodun içine ediliyordu. Direnmek faydasızdı. Her seferinde çabalarım heba olduğu bir yana Jelibon da 'yeteri kadar ısrarlı bağırır ve ağlarsa babasının geleceğini ve yatağından çıkarılıp kendisiyle kaç-kovala oynanacağını' öğrenmiş olarak daha yaramaz ve şımarık bir şekilde sahnelere geri dönerek uyku saatini 23:30'lara kadar çekti. 

Şövalye, Jelibon’un her istediğini yapma üzerine kurduğu ebeveynlik felsefesini bana da kabul ettirmeye çalışıp duruyor. Şövalye gibilere müsamahakar ebeveyn deniyor. Çocuğun isteklerine karşılık veren ve fakat ondan hiçbir şey talep etmeyen bir babadır kendisi. Bu tip ebeveynler çok sefkatli ve bağıra basıcıdır. Çocuğun istek ve ihtiyaçlarına hemen karşılık verirler ama onlara disiplin aşılamaz ve düzgün davranış modelleri göstermelerini desteklemezler. Bu da bildiğiniz şımarık çocuklara sebep olur.

İyi güzel, bu da bir yöntemdir, diyebilirsiniz ama Şövalye ebeveynlik felsefesine uygun bir yaşam da sürdürmez. Şımarttığı çocuğa benim saçımı süpürge edercesine koşuşturmamı bekler. Çünkü maalesef kendisi müsamahakar olduğu kadar müsait değildir. Akşam 9’dan önce nadiren eve gelir ve haftasonları da çalışır. Evde olduğu kısa anlarda da benim uygulamaya koyduğum disiplin ve kuralları yerle bir edip üstüne beni despotluk, psikopatlık ve kötü annelikle suçlamakla meşgul olur. Artık Jelibon’un kabarmış taleplerini karşılamak bana kalmıştır. Çünkü benim çok rahat, keka bir işim vardır. İşyerinde bütün gün blog yazıyor, dizi seyrediyor, alışveriş sitelerinde ve facebook’ta dolaşıyorumdur.

Ağlatma metodunun arızalı bireyler yetiştirdiği iddiası ufak da olsa bu riski almak istememenize neden olmasın. Popüler televizyon doktorlarından olan Dr Sears (nam-ı diğer Dr Bill) bu metoda tu kaka, yapanlardan. Çocuk ağlayarak uyuduğunda travma geçiriyormuş da, stress hormonları zekasını küçültüyor, ağır depresyon ve dikkat bozukluğuna meyilleniyormuş, gibi şeyler iddia ediyor. Bu büyük iddialara ben katılmıyorum. Bir kere adı üstünde: iddia. Deney yapılmış ve kesin sonuçlara ulaşılmış bir durum yok. İddiaların kökeni de zaten akşam uyuyabilsin diye 10-15 dakika ağlatılmış çocuklarla yapılmış deneylere değil, uzun süreli ilgilenilmemiş çocuklarla yapılan deneylere dayanıyor.

Yani aynı çocuğu geriye döndürüp ağlatmadan uyuttuğumuzda üstün zekalı, duygu durumu sağlam, sosyal ve çalışkan bir birey olacağını söyleyemeyiz. İkiz çalışmalarının sonuçları da ha bire değişip duruyor. Fal gibi bir şey bu araştırmalar. Biri diğerini tutmuyor. O zaman en iyisi bana en çok uyanıdır diyip devam ediyorum. 

Kendi durumumuza baktığımda Jelibon iki gündür üç beş dakikayı geçmeyen ağlamalarla uykuya dalıp bütün gece de deliksiz uyudu. Gün içinde de daha dingin şimdiden. Bu durumun sürekliliğinden başka bir şey istemem. Tabii ki Şövalye durumu her an sabote edebilir diye bu akşamki iş yemeğime Jelibon uyuduktan sonra gidebilmek için diye ekstra trafik kasarak Jelibon yerine ben ağlayacağım ama olsun. Sonuca bu kadar az kalmışken meydanı boş bırakmak olmaz. 


5 yorum:

Adsız dedi ki...

Hafiye sana bi şiy diycem. Önünde iki yol var şekerim: 1. Ya o kocayı boşayacaksın. Ki bunca senedir homurdanıp durmana rağmen hala boşamadığına göre bu maddeyi atıyoruz. 2. Bir tane daha yapacaksın. Dur vurma kafama. Sen akıllı kızsın. Birine harcayacağın enerjiyle iki tane idare edeceksin. Biraz büyüyünce de birbirlerine arkadaş olmaktan (birbirlerini yemekten) seni bırakacaklar, sen de rahat edeceksin. Senin o velet (koca kişisi) başka türlü uslanmaz ayrıca söyliym, oğlun yine iyiymiş ki anca bu kadar azmış onun bu absürd parentinginde.

Gamlı Baykuş dedi ki...

14 ay cry it out metodları için biraz geç değil mi? 4-8 ay arası bebeklere doğru alışkanlıklar kazandırmak için denenebilir denenmese de olur. ben de bebekleri ağlamaya bırakmanın harika bir fikir olmadığını düşünenlerdenim. strese girmiş, yorulmuş, terlemiş bir bebek, sonunda iyi kötü uykuya dalacaktır bunu bilmek için dr ferberin kendisi olmaya gerek yok. ama ağlamasına zamanında cevap verilmeyen bebeğin ailesine karşı güveni azalacak ve belki de karanlıktan ya da yalnızlıktan korkmaya başlayacak. bunu söyleyenler de sadece şarlatan televizyon psikologları değil. benim oğlum da 14 aylık. ve benim oğlumda son zamanlarda uyku saatini bir saat kadar ileri almış durumda. ama okuduğum makalelerde 12 aydan sonra bebeğin karar mekanizmanlarının, kendilik bilincinin oluşmaya başladığı, her zaman sorun çıkarmadan kabul ettiği şeyleri reddetmesinin büyümesinin bir parçası olduğu yazıyor yani her reddediş illa kudurma azma demek değil. ayrıca cry it out metodları olduğu gibi no cry metodları da var, tabi daha fazla zaman istiyor ve daha zahmetli, ama onlar da denenmeye değer. ağlamak bebekleri sorunlarını dile getirmek için tek enstrümanları, bebek ağlar ailesi bu çağrıya cevap verir. bu işin doğası böyle. tabiki ebeveyn olarak bebeklerimizin iyiliğini istiyoruz. ama kendi iyiliğimizi onlarınkinin önüne koymamak da lazım...

Hafiye dedi ki...

7-8-9. aylarda hep denedik. Şövalye yüzünden sabote edildi. 13 aylıkken canıma tak ettiğinden tekrar başladık. Artık Jelibon ne düşünüyorsa bilemem ama bir haftadır şıp diye uyuyor. Eğer bir travma yaşıyorsa da bu, ona zamanında müdahalemize engel olmuş babasının suçudur. Zaten uyku bütün bütün sabote ettiklerinin yanında en masumu. Jelibon 7 aylıktan beri çikolata da yiyor. Sebzeyi ağzına koymuyor. Neden sizce?

Onun da payına böyle bir baba düşmüş. Artık benden pes. Kendimi mahfedip duruyorum yoksa.

Gamlı Baykuş dedi ki...

merak etme hafiyecim, nasıl ki biz, 80li yılların hiiç de bilimsel olmayan alaturka metodlarıyla büyümemize rağmen bugünlere gelebilmişiz senin oğlun babasına rağmen benimki de annesine rağmen büyüyecek. doğan büyür. bunu biliyoruz. benim oğlum da televizyon seyrediyor, bakıcıyla büyüyen her bebek gibi. yapacak birşey yok. her akşam en az 3 kere uyutma girişimimiz oluyor, yorgunluktan bayılana kadar uyumuyor, yine de ben onun değil 3 dakika 10 dakika 15 dakika 30 saniye ağlamasına bile tahammül edemem. canı acıyacak diye aşı yaptırırken kan aldırırken kalbi sıkışan boncuk boncuk terleyen bi insanım. benimkisi de saçmalık ama elimde değil ve herşey bi yana alışkanlık kazandıralım diye fazla katı davranmak da gereksiz diye düşünüyorum. en nihayetinde bebek onlar. otoritede boşluk arayan en ufak bir disiplinsizlikte terbiyesi bozulan doberman köpekleri değiller. bizi sinsi sinsi manipüle eden makiyavelik yaratıklar da değiller. kariyerimizi baltalamak, kişisel gelişimizi köreltmek için doğmuş bir çeşit rakip de değiller. onlar bebek ya. bazen geç yatsınlar, çikolata yesinler, biraz yaramaz, gürültücü olsunlar. her hareketimiz onlarda derin travmalar yaratmıyor evet ama her ufak tefek şımarıklıklara her göz yumuş da onları zincirinden boşanmış canavarlara çevirmiyor...

Adsız dedi ki...

Oh be bu blogdaki palavralara sonunda birisi sagduyulu bir cevap vermis, gamli baykus.
Bence internette her okudugunuza inanmayin