Cumartesi, Ekim 04, 2008

Allahına Kurban ve Hoşşik

Bayram tatilinde Çukurova’daydık. Şövalye’yi yaylaya çıkardık. Yazlığa götürdük. Kebap yedirdik. Annemin çeşitli köftelerinden de yedirdik. Şu meşhur sarmısaklı köfteden de yaptı annem. Hatta kalanları İstanbul’a da getirdik. Acıkan Şövalye bana bunların üstüne limon sıkılaraktan mı yoksa yoğurt dökülerekten mi yenmesi gerektiğini sorduğunda ben anlamadım. Onlar öyle yenir ki soslu zaten. O hiç anlamadı. Nasıl istersen dedim. Yoğurtladı köfteleri. Sonra da “Yahu geçen sefer bunlar suda yüzmüyor muydu? Suyunu pişirmedin mi?” diye de sordu hatta. “Hayır”, dedim. “O dediğin ‘analı kızlı’”. O ne be, oldu. Hani dedim, bunun daha büyük ve içinde kıyma olanları anneleri oluyor, bu minikleri de kızları. Bir tek malzemeden ne çok yemek çıkıyor. Ay lav, lavv, lavvv bulgur yani. Adam anlamaya çalışmadı. “Allahına kurban, hoşşik”, dedi ve kaşıklamaya devam etti yoğurtladığı sarımsaklı canım köfteleri.

Adana caddelerinde fondaki Türk bayrağının önünde elinde silahıyla mağrur duran bir Türk askerinin dev posterleri asılı. Mehmetçik'e destek için hazırlanmışlar. Posterin sol üstünde Adana Demirspor amblemi yer alırken altında iri puntolarla ‘Allahına Kurban’ yazıyordu. Oradan öğrendi bunu.

‘Hoşşik’ kelimesini de Avrupa Yakası’nın bayramda hergün döndürüp durdukları bir bölümünde Aslı’nın yeni nişanlısının Adanalı halası Dilber Hanım’dan duyduk. Yani ben ilk kez duymadım tabii ki. Adanalı halanın yeğeninin Adana’da aslında Meyrem adımda bir başka nişanlısı olduğunu söylemesi esnasında diziye döndüm ben. Hiç seyrettiğim olmaz bu diziyi. Algım seçti Meyrem’i. ‘Meryem’ ismine ‘Meyrem’ derler Adana’da istisnasız. Bir nostalji oldu da döndüm. Konuşmasına devam eden hala, yeğeninin nişanlısına ‘hoşşiklik’ yaptığını da söylediğinde bittim ben. Babama bu kelimenin sadece burada bilindiğini söyledim. İnanmadı. Şövalye ilk kez duyduğunu söyleyip de ne anlama geldiğini sorduğunda yöreye has bir şey olduğuna kanaat getirdi. Hoş tutan demek, dedim. Aslında istemediği halde hoşluklar yapan. 'Yalaka' gibi bir şey ama o kadar da ağır değil. Daha çok ortalık karışmasın, sütliman kalsın diye çabalamaklarda olan kişidir. Ki bu da Adana gibi yerde adamı bozar. Ortalığın huzurunu koruma kültürü olmadığından. Nitekim asla iltifat kelimesi değildir bu. Anlamı negatiftir illa ki.

Dönüş yolunda babam bizi bahçelerine götürdü. Üzerinde meyve olmayan ağaca bakıp ne ağacı olduğunu biliyor olmama Şövalye hayran oldu. Bitkiler için de aynı şey geçerliydi. Bamya, fasulye fidanlarını falan biliyorum diye bir karizmam oldu. Ben bıdı bıdılandım babama yine. Karman çorman bahçelemiş ortamı. Bir armut, bir portakal, bir limon, bir nar. Hiza falan hak getire. Eeeh, dedi. Gel kendin daha iyisini yap o zaman. Daldı gitti ağaçların arasına. Bir dünya meyve topladı. Yeşil portakallar, limonlar, mandalinalar. Kilolarca. Tutturdu bavulunuza koyun götürün İstanbul’a diye. Oralarda bulamazsınız bu kadar güzellerini falan klasik geyikleriyle beraber. Baba yok mok derken baktım Şövalye aldı hepsini. Ne güzel me güzel diyerekten hem de. İşte hoşşiklik budur diye fısıldadım ona. Yiyemiycez bu kadarını, gereksiz belimiz kopacak eve taşıyıncaya kadar. Babam her zaman kasayla çuvalla dayar bunları. Bir insan evladı kaç yüz kilo limon tüketebilir allah aşkına?

Uçağımızın kalkmasına daha vakit vardı. Adana’da bir kafede oturalım bari olduk. Oranın da vardı üç koko bulvarı vaktiyle. İyice koko olmuşlar valla. Bağdat Caddesi halt eder. Oturduğumuz kafenin üst katındaki ev satılıktı. 200 metrekare ve 200 bin liraymış. Şövalye dedim, bak sen sevdin limonları. Paramız en koko yerde ev almaya yeter de. Gel biz buraya yerleşelim. Babamın yanında bakarız ederiz dedi tabi. Havalanında başbaşa kaldığımızda önce herkes esmer diye ortamı beğenmediğini söyledi. Ulusalcılığıyla uğraşırken şimdi ten rengi ayrımcılığı çıktı başıma. Ben de esmerim, dedim. Ben çok tatlıymışım ama. Hoşşiiik.

Check-in sırasında ağır geldi bavul. İçinden çıkarırız artık limonları, dedim. Görevli bu seferlik olsun madem dedi. Bir köşeye oturduk. Arkamızda kavga çıktı. Sarhoş bir adam ortalığa bağırıyordu apır sapır. Bir abi de kapa çeneni, beynimi şaaptın dedi. Bağele gelirsem seni naparım maparımlar oldu. Sonra yumruklar kavuştu. Bir genç kız da sarhoşun üzerine yürüyen abiye ’çocuğunun önünde yapma adamcağıza bırak’ diye bağırdı ve dramatik bir biçimde sevgilisinin kucağına atılıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Biz bütün bunlar olurken çantamıza tıkıştırdığımız eklerleri yiyorduk. Şövalye de ’Sen burada yaşamak istediğine emin misin? Ben Belçika’ya İsveç’e falan gidelim. Medeni medeni yaşayalım diyorum. Sen beni tam da hardcore memleket ortamına getirmeye çalışıyorsun’ diye mıkmıklandı.

Tatilde 1.5 kilo almışım. Anneler aslında bize iyilik yaptıklarını sanıyorlar. Ha bire kebaba, köfteye, böreğe boğarak bize aslında zarar veriyorlar. Bu iddiama karşı annem kendini ’burda ye, Istanbul’da yemezsin’ şeklinde kendini savunuyor. İki gündür günde 1000 kalorilik diyet üstüne de bir saat spor şeklinde yaşıyorum. Beş günde alınan kilolar ancak üç haftada gidiyor. Açım aaaaç.

5 yorum:

Consultoceans dedi ki...

Hafiye,

Ben 29 Eylül Pazar gününü hasta hasta (as in, ateşli ve solgun beniz, sümükleri çenesine süzülen bir şekil) gece yarısına kadar ofiste geçirdim. Gerçi sonra patronum daha önceden iznime katmama müsade etmediği 18 - 19 Aralık'ı off vererek bir hoşşiklik yaptı ama.... Bütün Bayram Tatili'ni yatakta ıhlamur içerek geçirmeme mani olmadı.

Hafiye dedi ki...

Bir düzeltme yapmak istiyorum: Adana'da esmerlik ten rengine göredir. Istanbul'da saç rengine göre. Ben Adana'da 'akça pakça' diye nitelendirilen bir insanken Istanbul'da koyu renk saçlarımdan ötürü esmer kabul edilirim. Daha da çeşitlendirirsek kumralsanız Adana'da sarışın sayılırsınız. Misal, annem Şövalye damadını herkese 'sarışın' diye anlatıyor.

Yazıda Şövalye ayrımcılığı aslında ten rengine göre değil saç rengine göre yapmıştır.

sarapci dedi ki...

Ne güzel yazı olmuş Hafiyanım, elinize sağlık. Yorumlarım:

1) Şövalye'ye Adana'daki Kayseri ve Malatya (Darende) diyasporasından da bahsedebilirsiniz. Belki esmer korkusu azalır. Misal beni bi keresinde İstanbul'da kimlik kontrolü yapan Adanalı hemşerim polis azarladıydı, "Sen ne biçim Adanalısın?" diye.

2) Adanalısınız tamam da "Onlar öyle yenir ki soslu zaten." ne demek? İzmir'de mi büyüdünüz?

3) Şövalye Adana'ya gelmiş fıstık gibi kavga da görmüş hala beğenmiyor. Anlamak mümkün değil bu İstanbulluları. (Asteriks'teki "These Lutetians are crazy" cümlesi gibi.)

4)Buyrunuz, şunu buldum: http://muratkisa.blogcu.com/adana-sozlugu-hele-bir-goz-tin-hele_46614.html

5) O limonlar, mandalinalar bozulacaksa bir kısmını memnuniyetle alabilirim.

Hafiye dedi ki...

Şarapçı, doğru dersin. Kendime İzmirli dedittirmem ama. Çok bozulurum. O yüzden savunmamı açıklamam gerek:

Bahsi geçen cümledeki 'ki' eki 'zaten' anlamını taşır ve doğrusu da zaten 'zaten'i kullanmaktır. Biliyorum. Ama ben bunun İzmirlilere has bir şey olduğunu bilmezden çoook daha evvel böyle kullanıyordum şoparlık babında.

Yine de bunun tipik İzmirli hatalı kullanımı olduğunu hatırlayıp kullanmamam gerekirdi. Genel bir hata olsa eyvallah da İzmirli hatasını yapmak günah gibi :)

Hafiye dedi ki...

Bir de limonlar ve mandalinaları eşe dosta dağıtmakla meşgulüz ama zaten yataklık limon bunlar. 8 ay dayanıyor. Nasılsa bir ara görüşürüz de ulaştırırız size. Tabii Şövalye bunca limonu bulduğu için limonata yapma isteğini aksiyona geçirmezse.