Salı, Kasım 11, 2008

Derdimi Ummana Döktüm

Annem asla Adanalı bir erkekle evlenme der dururdu. Ammman, yazdıysa bozsun Allah der, vuracak tahtalar arardı. Annemin sözünü dinlemek için bir çaba sarf etmedim tabii ama neyse işte kaderiyle kısmetiyle onun dilediği gibi non-Adanalı bir adamla evlenegeldim. Dikkat etmiştim de annem, Adanalı erkeklere dair anti lafları hep yemek yaparken söylerdi. Hiç sevmez yemek yapmayı sağolsun ama yaşadığı coğrafya böreğe çöreğe, ete kebaba düşkün bir kocası olması bahtsızlığını çok mümkün kılmıştı.

Annem mesela fasulye, pilav pişirirdi. Yanında söğüşler, salatalar da olabilirdi ama babam sofraya bakıp, ’ee, yemek nerde?’ diyebilirdi. Babamın lügatında yemek, et demekti. Öyle fasulyenin içinde yüzen kuşbaşı etlerden de bahsetmiyorum. Et yemeğinden bahsediyorum. Köfte, pirzola, sucuk, ciğer ve envai kebaplardan yani. Zaman içinde ancak kolesteroller çıkınca önlem alma gerekliliğinin farkına varıldı da yine ancak öyle öyle kırmızı etlerden vazgeçildi. Hoş, bu sefer de etler gitti börek çörekler geldi. Bu sefer de şekerler tansiyonlar çıktı da onlardan da vazgeçilmediyse bile azaltıldılar. Zaten erkeklerin 50’lerinden sonra bir otorite kaybı söz konusu oluyor. Onu isterim, bunu isterimlerine pek aldırılınmıyor. Annem ve kız arkadaşları gayet mutlu mesut yemek vakti saati demeden canları ne isterse onunla meşgul oluyorlar. Adamın önüne makarnalar, sadece bir salatalar çıkıyor, tamam.

Annem boğazlar meselesinin kökenini Adanalılıkta bulduğundan Adanalı damat getiren karmayı kovuşturuyordu belki tahtalara tıklataraktan ama yanılmış işte. Yani doğru motivasyonlarını yanlış yerlerden kovalamış. Meğersem ‘boğazına düşkün adam’ın memleketi yokmuş. Şövalye de İstanbulluluğuna rağmen boğazına gayet düşkün. Hatta da bir şeye ikna edilecekse, gazı alınacaksa adamı yemekle kandırmak pek mümkündür. Yalnız Adanalı erkek kankalarımın ısrar ettiği üzere gelin hanımı validenin yanına içli köfte, dolma, sarma öğrensin diye çırak verme düzeyinde değil. Kolaycı da. Şövalye'nin lügatında da 'yemek' büfe demektir. Kendisi tost, burger, yengen, goralı falan sever. Ev yemeğinden anladığı ise bahsi geçen ekmek arası birtakım et veya şarküteri ürününün evde yapılanıdır. Evdekinin büfedekinden farkı olsa olsa tavada sucuklu yumurta ve kıymalı makarnadır.

Hafiye de anası gibi yemek yapmaktan hoşlanmaz fakat klasik anlamda tencerede pişen sebzeli ve bakliyatlı ev yemeklerinden hoşlanır. Kendisi yapmasa da haftada bir kadına pırasa, fasulye, ıspanak gibi şeyler pişirtir. Zorda kalmadıkça pirinç pilavı, beyaz makarna falan yemez. Onların yerine bulgur pilavı ve kepekli makarna pişirir. Ona göre ev yemeği sağlıklı olmalıdır. Bu yüzden yağı, tuzu da ancak koklatılabilir. Yani her gün glisemik endeks değeri ve sodyumu düşük, lif oranı yüksek kompleks karbonhidratları ve haftada iki üç öğün de ızgara eti tercih eder. Buna rağmen Düella’ya göre erken göçecektir bu dünyadan. Bu kadar kasmanın sonu ancak böyle bir kapakla taçlandırılabilir. O da mezar taşıma ’kastın da ne oldu’ vari bir mani olarak yazdıracaktır da bunu.

Bakın buraya da yazıyorum. Bizim evimizde haftanın en az altı günü mutlaka yemek vardır. Bu bir ottur, kompleks baklagildir, tahıldır, sebzedir ve tencerede pişmiştir. Benim yemek yapmadığımı iddia eden Şövalye sağlıklı tencere yemeklerini yemek kategorisine sokmadığından bunu böyle söylemektedir. Hatta o kadar sağlıklı olmasına bile gerek yok, annem Adana’ya dönerken buzdolabına dizi dizi içli köfteler ve dolmalar bıraktığında Şövalye bunları da yemekten saymayıp tost yeme girişiminde bulunmuştur. Hem de mık mık mık sonsuz söylenerekten. Baktım artık evde 'sözde' yemek olmayışından surat astığından ve hatta da bulgur düşkünlüğümü köylülükle vasıflandırarak –güya- mazeret ürettiğinden beri hiper yağlı kıymalı makarnayı dayıyorum servis niyetine. Yanına da kızarmış sosis ve sucuk. Arkasına da profiterollü tatlılar. Hala iki kaşık da olsa bari arada kabak yemesini ağla bağır, yalvar yakar tuttursam da çok mutlu kocam. Kocamı yemekle mutlu edebiliyormuşum yani. Bunu da öğrendim.

Haftasonu Düella da ifadelendirmişti kıymetimin bilinmezliğini. Ona da neler neler yapıyorum, ama yine de şeytan tüyünden geçinip kılını kıpırdatmayan Şövalye’ye kıyamıyor, bana zalim oluyor. Ben istikrara, sağlığına sıhhatine yönelik çalışıyorum ya, daha uzun vadeli ya. Anında mutluluk yok ya. Bırakın yaranmayı, direk hor görülüyorum. Sıkıcı bulunuyorum.
Bu millet çok kısa görüşlü azizim. Çok.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

canım benimnsen ne sanmıştın ki?Acılı Adanalları ye!Pavyonda nasıl olsa tatlılar vardır...

Amanda dedi ki...

Aferin anacim... Saglikli yasam, aynen... Ben TR'da 12 pound aldim, wallahi 1-2 pound bilem veremedim daha geleli beri. Yemek, kilo almak cooook kolay, vermek cok zor... Gerci Rifi, Vegas felan pek ciddi baslayamadim ama... X-mas West Coast trip oncesi bakalim ne kadar toparlayabilecegim? :) Anacim, ben de senelerdir PILAV yemiyordum, bana JASMATI RICE introduce ederler mi? Simdi gene yer oldu. Of anam of. I need to CUT IT! :) Cok optum sizleri, ciaoooo!

-Amandaaaaaaa

Adsız dedi ki...

Adana'nın yolları taştan sen çıkardın beni baştan!...Nedir bu Adanalı avukatlığı anlıyamadım?Avrupa yakasında ki Dilber Hala ya mı özendiniz?...Ya da O'nu inkar mı ediyosunuz?...

Hafiye dedi ki...

Burada bir avukatlık olduğunu mu sandınız? Çok ilginç bir yorum gerçekten.

Dilber Hala'yı kast ettiren "o" zamiri neden büyük harfli? Özel adlar yerine kullanılan "o" zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrıl­maz. Bir tek Allah ve Atatürk için bu kural istisna diye oğretilmişti ilkokulda. Zaten buradan Türklerin ayrı bir yarasına parmak basabiliriz hep beraber. Gündem de müsaitken.

Adsız dedi ki...

Yorumu ma yorumunuzu çok alakasız buldum.Sanki şimdiye kadar gramerle çok alakanız varmış gibi,ahkam kesmişsiniz.Hoşşik...

Adsız dedi ki...

Adsiz, olmamis, biraz dikkat lutfen. Soyle ki:

"Adana'nın yolları taştan sen çıkardın beni baştan!..."
1. "tastan" kelimesinden sonra bir nokta, olmadi bir virgul gerekiyor.

2. Unlem cumleyi sonlandirir. Dolayisiyla unlemden sonra uc nokta koyulamaz.


"Nedir bu Adanalı avukatlığı anlıyamadım?"

Bu bir soru cumlesi degil. "Nedir bu Adanali avukatligi?" yazsaydin soru cumlesi olurdu. Anliyamadim diyerek bunu bir beyan cumlesi haline getirmisin. Dolayisiyla, soru isareti degil, nokta koymak gerekir.

"Avrupa yakasında ki Dilber Hala ya mı özendiniz?..."

"Yakasi'nda" olacak. Soru isaretinden sonra uc nokta koyulmaz.

"Ya da O'nu inkar mı ediyosunuz?..."

Lutfen yukariya bakiniz.

Hafiye bu kismi gayet guzel duzeltmis.

Biz imlasina dikkat etmeyenlerle sosyallesmiyoruz. Ben lafimi ortaya goyduuuum, alan alir, begenmeyen, almaz..!!!,,,?

Imla zabitasi