Perşembe, Şubat 11, 2010

Kırık Dökük

Kapımızın zili ne apartman girişinden ne de daire kapımızın yanındaki düğmeden çalışıyordu. Her yemek siparişi teslimat zamanı zilsizlik işkenceye dönüşüyordu. Su siparişi verdiğimiz adam bile artık telefonda, ‘Abla, tam 15 dakika sonra gelicem, otomata basın, sonra apartmana birinin girmesini beklemek zorunda kalıyorum’ diyordu. Ben de telefondayken otomata bir basıyordum ama tabii adam gelene kadar giren çıkan oluyor, kapı yeniden kapanıyor, adamcağızın gelişini tutturmak zor oluyordu. Telefonu kapadıktan beş dakika içinde zaten suyu da siparişi de çoktan unutmuş oluyorduk.

Mutfakta tezgahın üstünde iki ayrı noktada ipinden çekince yanan ince uzun lambalar vardı. Ne işe yarar tam bilemem ama Şövalye onları hep yakar. Mutfağa romantik bir hava veriyor zahir böyle yarı loş. Ama iki kişinin dahi sığamadığı ortamdaki o loşluk bana daha çok mağara kısılı kalmış madenci hissi verip afakan efekti yaratıyor. Akşamları bu lambaları illa yakmak zorunda olan Şövalye bir gün birini yakmaya çalışırken, ipini çekti ve tüm alet, duyu, yuvası, telleri melleri aşağıya indi. Tıpkı 9,90’lık IKEA perdelerimizin bir çekilişlerinde kafamıza inemeden penceremizde verev duruşu gibi lamba ve zımbırtıları tam da aşağıya inmedi, öyle yarı indi, durdu. Bu dediğim yeni oldu sanmayın, aylar önce oldu. Şövalye’nin romantik mutfağı orada sona erdi. Kırık lamba ve materyalleri öyle yarıya çekilmiş bayrak misali yanık duyunun yönü bize dönük olarak aylarca asılı kaldı.

Geçende yine bir seyahatten yorgun argın eve dönmüştüm. Rahat edicem derken oturma odası koltuğumuzun ayak uzatma nesnesinin kırılmışlığını fark ettim. O nesne olmadan eni 30 cm olan koltukta oturmak adeta bir işkenceye dönüşüyor. Koltukta uzanılamıyor da. Vücudumun yarısı dışarda kalıyor. Bir haftadır kırıkmış meğersem. Hepi topu vidası çıkmış ama o vidayı sıkmak için koltuğu ters çevirmek gerek. Tabii ki Şövalye’nin kalemi değil öyle tersler yüzler. Ben de mecburen yatak odasında takılmaya başladım. Yatakta yiyor, içiyor, internette dolaşıyor, resmen orada yaşıyordum bir süredir. Uzun vakit geçirilen yerde arıza kaçınılmazdır. Dar alanda rahat etmek zor. Bir ara öfkeme yenilip raydolabın kapısını şırrraaak diye ittirdim. Dolabın yan vidaları hafiften ayrıldı. Çekmeceleri açıldığı anda yıkılıyor şimdi bu ayrıklıktan dolayı. En üst raf da boşa çıktı. Ayrılan kısım benim giysilerimin olduğu taraftı. Ben de raftaki kazaklarımı alıp Şövalye’nin tarafa dizdim. Onunkileri de küçük odaya attım. Mık mık ettiğinde tamir edilsin de yerime dönerim, dedim. Tamirci çağıracağına erken yaşta göçmeyi tercih ettiğinden ses etmedi. Onun eşyalar küçük odada birtakım kutularda duruyor şimdi.

Kombiye üç yıldır bakım da yaptırmadığımızdan geceleri aleti açık bırakıp uyumak beni huzursuz ediyor. Bakım için birkaç kez girişimde bulundum ama hepsini Şövalye bertaraf etti. Adamlar da demiyor ki şu saatte geliriz diye. Çarşamba geliriz, saat veremeyiz, diyordu. İşten izin alıp bütün gün tamirci bekleyemezdik. Bunu diyen yetkili firma. Öyle zozo kombiciler hemen koşturup geleceklerdi. Baktım olacak gibi değil, onlara iyi gelin bari, demiştim artık ama Şövalye istemedi. Yetkili servis olmazsa olmazmış. Ben zaten soğuğa dayanıklı bir tipim. Bana tomas diyip çaat kapatıyorum kombiyi gece yatarken. Sabah 5’e de saati kuruyorum. Şövalye kalkıp kombiyi ve mutfak minik penceremizi açıyor, sonra dönüp saat 7’ye kadar geri yatıyor. Yani bu işkenceyi her sabah çekiyor ama ne yetkisiz servis çağırıyor ne de yetkililerle anlaşma yoluna gidiyor. Ne zaman pes edecek diye bekleye bekleye neredeyse bahar geldi. Yakında kombiye ihtiyacımız da kalmaz.

Banyo musluğumuzun da minik filtresi yarılmış. Suyu açar açmaz sanki hortuma parmak sokup tazyik yapmışsınız gibi akıyor. Her taraf ıslanıyor. Elinizi koysanız acıyor. Sesi de sinir bozuyor öyle pıhhhgghh diye bir şey sabah sabah yüz yıkarken. Şövalye her gün ben yaparım, bunun için tamirci çağrılmaz dedi durdu. Bu da bir ay kadar sürdü.

Digiturk de gitmiş, sinyal seviyesi bir haftadır sıfırdaydı.

Kombinin borusundan bir senedir kirli sarı bir su akıyor. Altına kap koyuyoruz.

Salonun duvarındaki tuhaf kablolar üç yıldır asılı durmaktalar.

Banyonun duş musluğundan akan suyun ısı ayarı da senelerdir bozuk. Bir kaynar su akıyor bir buz gibi. Duşta doğal saunayı tecrübe ettikten sonra buza atlayan hasta Finliler gibi ani soğuk su şoku yaşamanız kaçınılmaz.


Şikayetlensem,
kadın-erkek farkı yokmuştuymuş hani niye ben yapmıyormuşmuşum tamirleri, diye karşı argümanına başlıyor. Ben sanki yemek yapan, sofralar donatan bir kadın mıymışım ki ondan tamir bekliyormuşum.

Hepi topu tamirciye telefon edilecek. Ne kadını, ne erkeği? Hangi cinsiyet rollerinden bahsediyorsun? Ben ne zaman telefona yeltensem, yok yok ben yaparım, ufak bişi zaten, diye atlayıp engelleyen kim? Ya yap ya çağır. Benden sadece cinnet kaldı geriye.
Bavulumu topluyorum. Çekip gidiyorum. (Kış depresyonunda kendi başına kalası olan) Düella beni evine alırsa alır, almazsa da otele yerleşicem. Tamirler bitene ve ev yaşanılası olana kadar da eve gelmiyorum.

Cinnet herşeyi çözdü. Ev normale döndü. Hem de hepsi bir günün içinde halloldu. Hepsi demeyeyim yine, büyük bir kısmı düzeldi. Hem su hem elektrik hem mobilya hem ısıtma hem televizyon, her tür arızayı çözecek çok yönlü tamirci bulamadık henüz. Susmama yetecek kadar hallettik tamirleri, buna da şükür.


Yasal Uyarı: Yazdıklarımda şaka payı vardır. Beni zaman zaman delirtse de Şövalye süper bir insandır. Ben de onu çok seviyorum.

6 yorum:

düddürella dedi ki...

her tamir eksikliğinde bohçanı kapıp gelmelere kalkmaktan vazgeç:)

Şımarık Kız dedi ki...

Yaa niye cinnet çıkardın ki? Sabretsen baharda zaten yeni eve taşınmıyor musunuz? Orayı döşemeye çalışırken Şöfalye ile sinirlerinizi test etmeyecek misiniz? :)

fab dedi ki...

ev hallerine çok güzel ve nüktedan bir yaklaşım olmuş. herkesin benzer sorunları var tabi. evin erkeği olarak bozulan bir alet olduğunda tamir etmek beni inanılmaz tatmin ediyor. sanırım kendimi daha erkeksi hissetmemi sağlıyor ve bu da bana gösteriyor ki bu bize yüklenen erkek ve kadın rolleri gerçek, her ne kadar "aramızda ne fark var?" diye maval okusak da.

uzatmayayım, yeni bir takipçiniz oldu. benim bloga da beklerim. ;)

Adsız dedi ki...

Fab kardes,
Sen kendine yuklenen rolleri benimsemissin, gercek olmuslar, tebrik ederim de bize rol mol yukleme, karisma. Bizim evde butun tamirati evin kadini (annem) yapardi. Simdi de ya kocamla beraber yapiyoruz, ya da tamirci cagiriyoruz. Biz de boyle yasiyoruz. Senin y kromozomlarinda vana sikma geni her erkekte yok anlasilan.

Hafiye dedi ki...

Kendince yorumlamış durumu Fab. 'Bana gösteriyor ki' demiş.
Tolerans iyi bir şeydir. Sakin sakin cevaplayalım.

Ruty dedi ki...

bu yaziya thelma&louise resmi ilistirlmesine bayildim.