Pazar, Mayıs 02, 2010

Ben O Nazı Çekemem

Yeni evimize taşınmamıza az zaman kala mobilya-eşya derdine düştük. Normalde insanların evlenmeden once hallettiği ve asıl evlilik telaşının ta kendisi olan ev kurma işini biz zamanında yapmamıştık. Bekar evime gelip oturmuştu Şövalye. Hadi hakkını yemeyeyim ama takdirleri de esirgeyerek hatırlatayım. Kadim okurlarım bilir. Şövalye zamanında evimin kurulmasına yardımcı olmalara kalkmış, IKEA’dan iki ay içinde kafamıza inen perdelerden almıştı. Kira evin duvarına sonradan evsahibiyle papaz ettirici delikler açmasın diye yırtınmama rağmen beni dinlememiş, bildiğiniz raylı kornişlere takılan perdeler yerine bu çengele asılası perdelerden almıştı. Üç parça perdenin toplam altı adet çengel deliğine ihtiyacı vardı. Bu da matkapla ve ancak bir elektrikçi sayesinde olabilirdi. Şövalye, elektrikçi gelmeden delinesi noktaları kurşun kalemle belirlemişti. Sonra ne oldu? Yanlış işaretlediğinden perdeler takılamamış, yeni bir set delik ihtiyacı doğmuş, penceremizin üstündeki duvarda artık 12 deliğimiz olmuştu. Bunun için elektrikçi bir daha çağrılmıştı. Bütün bu çabaların hepsi parçası 9.90’lık, adilikten yıkılan, ipli ama ipini çekince de durmayan ve illa ki bir yerlere dolamanız gereken perdeler için harcanmıştı. Zaten de iki ay duramadılar yerlerinde kafamıza inmeye başladıklarında sinirden hepsini sökmüş, yerine annemin yolladığı bildiğin tül ve saten perdeler takmıştım.

Bu sadece bir örnekti. Satın alınan ama kurulamayan birtakım başka parçalar, perdeler, renkleriyle ortam uyumunu darmadağın eden sehpalar, aksesuarlardan falan bahsetmiyorum bile. Ya da bütün bu çöpü toplamak amacıyla harcanan haftasonlarından.

Yeni eve yerleşmemiz yaklaştıkça başıma gelecekleri önceden bildiğimden beni yine bir sıkıntı basmıştı. Hatta da taa 31 Aralık gecesi yeni yıldan dileklerimiz konulu bir arkadaş geyiğinde millet çok yiyip zayıf kalmak, karı kız düşürmek falan isterken zavallı ve mantıklı ve aldığı derslerle yaşayan ben ‘yeni evimize taşınırken eşya satın alma sürecinin sakin ve huzurlu geçmesini’ dilemiştim. Diledim de ne oldu? Hangi dileğim tutmuş ki?

Şövalye yeni evimizde salonun orta yerine aslında bir bahçe mobilyası olan ve içinde çiçek ekmelik tekneler olan dev bir kayık almak, duvarına tren garı lambalarından asmak, bebek odasının her bir parçasını ayrı mağazalardan alıp renk uyumunu katletmek istiyordu. Bütün bunları yaparken eşyaların ne ölçüsü ne uyumu ne fonsiyonu ne de bütçesiyle ilgileniyordu. Önemli olan o spesifik eşyayı sevmesiydi. Sevmek yeterdi. Engel olmaya çalıştığım dakika da benle itişiyor, uyum takıntımdan dem vurup eski yaşantımda bir ‘Doğu Alman generali’ olmakla itham ediyor, en nihayetinde öfkesinden kudurup bütün alışveriş yüklerini bana bırakıp kaçıp gidiyordu. Çok hamile halimle bunları dev otoparklarda ittire kaktıra arabaya taşıyıp bir ara öfkesinin geçip dönmesini bekliyordum.

Kızların babalarına benzeyen adamlarla evlendiği konusu külliyen yalan. Benim babam oturduğu koltuğun bütün yayları çıkıp totosunu delse, süngerleri ortalığa dağılsa, halısının tüyü kalmasa bile şu eşyaları değiştirelim diyen annemi duymaz. Duysa da ‘ne gereği var canım, oturuyoruz işte’ der. En nihayetinde annem gider koltukları kendi kafasına göre değiştirir, babamın adını vererek mağazadan veresiye alır, getirtir. Babamın koltukların rengi, modeli konusunda en ufak bir fikri dahi olmaz. Yeni koltuklara gelip otursa değişik bir şeylere oturduğunun farkına bile varmaz hatta. Babam için önemli olan bu tip şeylerle yorulmaması gerektiğidir. Ben erkek modeli diye bunu gördüm, bildim. Böylesine de canım feda hakkaten. Alırsın sazı eline, şu koltuk, bu perde tamam bitti gitti. Şövalye ile elime sazı da alamıyorum. Ha bire saza o atlıyor.

Geçen gün yine bir alışveriş merkezi otoparkında trip yediğimde bu son dedim. Ne alırsa ne yaparsa yapsın. Hiiiiç karışmıycam. Artık yeni evimizde kayık mı olur düdük mü olur, ne olursa olsun. Uzundur sabrımın sınırlarında dolaşılıyor. Hamilelik vücut ağrıları bir yandan Şövalye’nin baş ağrısı öbür yandan. Hayır, en apır sapır şeylerin peşinde koşan adam bebek odasında çekmeceye ihtiyaç duymuyor mesela. Çok klişeymiş. Çekmece klişeymiş. Hadi bakalım. Yeni evimizin neye benzeyeceğini çok merak ediyorum. Bitince haber veririm. Biterse tabii.

5 yorum:

Adsız dedi ki...

bir melekle yaşayıp azraili tarif etmek gibi oluyor evlilik özveridir demişlerdi

nallikuzu dedi ki...

Şövalyenin yaptığı ölümü gösterip sıtmaya razı etmek.... Şimdi kayık diyor, sonra bilardo veya langırt masası gelecek söyliyim... "Hem misafir gelince üstünde açık büfe de kurarsın?" : )

Hem pampalarda doğan bebeklerin bir örnek odası, çekmecesi mi var? Allahallah... Slingo neyinize yetmez Hafiyaanım? : ) Sizinle reality show çekmek lazım.

Ayrıca, bazı kadınlar hamilelikte ev döşeme ve inşaat işine sarıyor. Ponyo'nun anası mesela bildiğin para karşılığı müteahhitlik yaptı, doğumdan önceki gün Yapı Fuarı mı, Kapı Fuarı mı ne geziyordu hala üst düzey gebe halleriylen.

Hafiye dedi ki...

Azrail de bir melek işte.
Kocam da geneline bakınca melek gibidir sağ olsun ama kimi huyları var ki yoruyor insanı. Melek'ten ziyade 'çocuk' gibi. İkinciyi doğuruyorum gibi geliyor bazen.

Hafiye dedi ki...

Ay ben kim inşaat, dekorasyon işi kim? Hiç anlamam, hoşlanmam. Evime biblo bile almam. O koltuklarına örtüler attıran, kurdeler geçiren kadınlara hastayım o ayrı. Benim öyle ince zevklerim, niyetlerim olamadı hiç. Ben gidip bir mağazaya, 'şu odayı toptan sarın, yollayın' demek isterim. Rooms-To-Go gibi. Amerika'da aynen oradan alışveriş ederdim. Pratik, fonksiyonel ve makul.

Yapı fuarı falan gezmek Şövalye'nin işi. O da anladığından diil de işte seviyor. Sevmek, eğlenmek çıkışlı her adımı. Benimse ihtiyaç ve totoyu kollamak çıkışlıdır. Farklı tipleriz. Orası kesin. Ondan zaten bu dertler.

nallikuzu dedi ki...

Ponyo'nun Anası, üçüncü bir şahsa ait bahçe dubleksini shell+core aldı ve bütün kat planlarını revize edip, akıllı ev sistemleri kurup, izolasyonu kuvvetlendirip, iki mutfak, dört banyo ve kalan tüm odaların mobilyaları dahil yaptırıp, teslim etti. Ticari bir faaliyet olarak yaptı ve kar etti.

Kocasının bekar evine taşınmış ve biblodan süsten nefret eden bir gelin olarak keyfine göre ev döşeme işini önce "Ponyo doğacak" ayağına kocasının bilgisayar odasını lağvederek, külliyen değişimi ise yurtdışına taşındığında yaptı. Onun beyi de senin baban gibi, bir tek bütçe belirler detaylara hiiiç karışmaz. Sefasını sürdü.

Böyle işte...