Çarşamba, Ocak 12, 2011

Yeni Yıl Beklentileri

Yeni yıla Düella ve Yonc’la bizim evde girdik. Onların yılbaşı gecesine dair bir planı yoktu. Bizim de planımız yoktu ama ‘bize gelin’ diyemedik bir türlü. Çocuklu ev onlar için perili ev gibi bir şey. Kimseyi korkutmak istemedim. O yüzden sessiz sedasız bir gece olacağını sandığımız yılbaşı gecesinden bir gün önce Yonc arayıp yemeğe bize gelmek istediklerini söyledi. Bir arkadaşı daha olacakmış. Üç kişilerdi yani. Ay nasıl sevindim ben, anlatamam. Gariban ben. Aslında alem öncesi altlık yapılacaktık. Geçen yıl birimizin de ev gibi evi olsun da onda kutlayalım demiştik. Bu yıl herkesin geniş evi var ama mutfağından yiyecekler fışkıran, yemek takımı, suplası, peçete halkaları falan olan bir tek benim evim oldu. Sanırım da konforları yüzünden tercih edildik. Sebebi neyse ne. İki insan yüzü görecektim. Sosyalleşecektim. Evde 24 saatini geçiren biri için daha iyi eğlence düşünülemezdi.  

Yemek bittikten sonra kızlar aleme diye kalkıp kalkıp yerlerine oturdular. Evin konforu mu boldu, yoksa Jelibon mu yordu bilemiyorum ama misafirlerim geceyarısına doğru uyuklamaya başladı. Düella da yeni yılını tebrik etmek için telefonla arayan Amanda’ya ‘Aman be canım. Bişiy yapmıyoruz. Yeni yıla bebek hoplatarak girdik ’ diye durumun vehametini açıkladı. Sonra Şövalye’yle oturup Victoria’s Secret defilesini seyrettiler. Onlar da kadın, ben de kadın. Nasıl oluyor diye Şövalye’yle bira tokuşturdular.

Geçen seneki yılbaşı gecesi 2010’dan beklentilerimizi saymıştık birbirimize. Benimkilerin çoğu gerçekleşmişti.
Sağlıklı bir bebek istemişim.
Oldu çok şükür.
Sağ salim evimize yerleşmek, ev döşeme esnasında Şövalye’yle boşanma aşamasına gelmemeyi dilemişim.
Yaaani, sağ olarak yerleştik de salim olamadı pek. Boşanmadıysak da çoklukla birbirimize girdik.
Astroloji sitemi kurmak istemişim.
Şu aralar da onla meşgulum zaten. İtik kakık bir halde. İnşallah bir düzeni olur diyorum.

Yonc'un yeni yıl beklentilerinin gerçekleşme oranı ise yüzde sıfırdı. Hatun o kadar ütopik şeyler dilemişti ki gerçekleşmesi için estetik ameliyatlar geçirmesi, piyangolar kazanması ve 15 yaş küçülmesi gerekiyordu.

Benimkiler de fazla ciddi ve aklı başında şeylerdi canım. Zaten yılbaşı gecesi gebe olduğumu biliyordum. Bebeğin sağlıklı gelme ihtimali istatistiklere göre %70’di. Ev döşeme konusunda da başıma gelecekleri biliyormuşum. Biz Şövalye'yle hep birbirimize gireriz ama kavga ciddileşmeden unutulur gider. Şövalye sağ olsun, adam 50 First Dates’teki her gece uyuduğunda bir önceki günü unutan kadın gibi. Kavganın sebebini de, kavgayı da unutur en geç bir saat içinde. Zaten hamile karısını boşayan adam sayısı da azdır denebilir. Astroloji sitemi de bu senenin bunca hengamesine rağmen az biraz doldurmuşum işte. Fena değilim. Daha doğrusu Düella’ya göre çok sıkıcıyım. Çok tahmin edilebilir ve çok düzüm çünkü.

Düella’nın 2010'dan beklentileri ise ne Yonc’unki kadar uçuk ne de benimki kadar sıkıcıydı. O da 50-50 gerçekleştirmişti listesini. Bu seneye bebek hoplatarak girdiği için bütün yılını böyle geçirmekten korktu sandım ama bizim Jelibon fazla ürkütmedi o gece teyzelerini. Hatta Düella’yı kendine aşık bile etti.

Bu seneye annelik travmasını ve anksiyetesini azaltma sözüyle girdim. Astrolojiyi bu yıl yan meslek haline getirmeyi ve sene boyunca düzenli olarak pilates yapmayı planladım. Bakalım, senenin ilk haftasında ilk astral seansımı verdim ve özel pilates derslerine başladım. Evime de çeşitli pilates zımbırtıları aldım. Şimdiye kadar gidişat fena değil. 

4 yorum:

melontheroad dedi ki...

Pilates hiç bir şey yapmasa bile ebrusallikafasi yapar ki bu da her türlü travmaya ve anksiyetete bire bir gelir. Pozitif bir yıl diliyorum ;p

Gamlı Baykuş dedi ki...

Astroloji? Acaba astronomi yazılmış da ben mi yanlış okudum diye kontrol ettim astrolojiymiş. Efenim bendeniz pek anlamam astrolojiden pek de itibar etmem, edenlere de şaşırırım. sizin gibi oldukça gerçekçi ayakları yere basan biriyle de ne yalan söyleyeyim pek bağdaştıramadım, bu (ne diyecez bilim dalı desem değil uğraşı desem hafif kaçar) disiplinle çok ilgilenen arkadaşlarım var ben de hep biraz iztihzayla yaklaşıyorum birisi sonunda, varrr yaa anlayan biri senin bi yıldız haritanı çıkarsa ağğlaarrrrsın şerefsizimm diye isyan etti. muhtemelen öyledir, çok doğrudur aslında çok etkileyicidir, kendi içinde akılcıdır falan, amenna. ama hayatımızın akışını kişiliğimizi, duygu dşünce dünyamızı üzerinde kontrolümüzün olmadığı pek çok faktör yönetiyor bunlara bir de gezegenlerin hareketini ekleyemiycem valla. ama tabi sevenlere ilgilenenlere hürmetimiz sonsuz:)

Hafiye dedi ki...

Astroloji bir bilim değildir ama kaynağını bir bilim olan astronomiden alır. Astronomi gökteki gezegenlerin yerlerini, açılarını, doğdusunu battısını belirler, astroloji de gezegenleri sembol addeder ve bunlardan değişik anlamlar çıkarır.

İnanıp inanmamak size kalmış. Ben de de hayatımı astrolojiye göre asla planlamam ama üzerine düşünüp uğraşmak hoşuma gidiyor. Bir çeşit hobi gibi düşünebilirsiniz. Fakat reddetseniz dahi kendi içinde bir tutarlılığı olan ve gayet analitik/geometrik bir uğraştır.

Astroloji derken gazetelerde çıkan burçların günlük yorumlarından bahsetmiyorum. Sadece o kadar yüzeysel kısmıyla karşılaşan birinin astrolojiyi saçmalık sayması çok doğaldır zira. Günlük gazete burç yorumları tıpkı yüzüne bakarak hastalık teşhisi koyan doktorun yaptığına benzer. Böyle olsaydı tıp da bilim olarak yerlerde sürünür olurdu. Kaldı ki tıp bile bilimin determinizm ilkesinde çuvallıyor. Hastalık yok, hasta var derler biliyorsunuz. Aynı tedavi değişik hastalarda farklı sonuçlar veriyor diye. Oysa ki bunun sebebi A kişisinin bilmem ne hücrelerinde bilmem neyin mekanizmasının B kişisinden farklı işlemesi olabilir belki ama bu derece detayı bilemiyor, anlayamıyor, ispat edemiyoruz. Henüz. Astroloji de buna benziyor işte.

Astrolojiyle uğraşanların çoğunun acaip komplike olan gökyüzü haritalarının analizlerine kafasının bastığını ben sanmıyorum. İş, soytarmaya ve atıp tutmaya çok müsait. O yüzden bununla ilgilenenlerin algısı da farklı oluyor haliyle.

Neyse ama özetle, astrolojiye inanmayın ama onsuz da kalmayın diyorum. Böyle dediysem astroloji fal da değildir. Zorluk-kolaylık durumlarını izah eder ama zor şeyler başarılamaz, kolay şeyler mutlaka başarılır diye bir şey de olmadığı gibi.

Gamlı Baykuş dedi ki...

sevgili hafiyeciğim, astrolojiden anlamam derken belli bir noktadan sonrasını anlamam demek istemiştim aslında :) Yani genel kültür seviyesinde bilgim var, kavrayışımın sınırı da şu domifikasyon olayı. Özür dilerim Türkçesini ve İngilizcesini bilmiyorum, frankofonum İngilizceye dilim dönmüyor:) İşin teknik detaylarını uzmanlara bırakmak lazım zaten. Bendeniz tarottan, uzaylılara, atlantisten, astrolojiye her türlü bilim kurgu, fantezi ya da doğa üstü fikirden hoşlanırım. İnsanların kendilerine anlattığı eğlenceli ve güzel hikayeler bunlar bir de binde birlik bir doğruluk payı olsa tadından yenmez. Zira kaba ve çirkin gerçekler her gün burun deliklerimizden içeri doluyor, biraz nefes almak kafamızı boşaltmak istemekten daha doğal birşey olamaz.
15 sene önce bu işe çok meraklı aynı arkadaşın doğum haritasını çıkartmak için görüştüğümüz Rezzan Kiraz isimli şahıs bilmem kaç dolar istediğinden beri biraz gıcığım astrologlara o kadar. Ama Susan Miller'a bayılırım, hatta aylık falımın summary kısmını okurum, sağolsun biraz uzun yazıyor:) ey boğalar işte 20 marta dikkat edin jüpiter size teğet geçiyor evde problem olabilir falan gibi uyarılara dikkat ederim, aklımda tutmaya çalışırım. Suuzan Abla kanımca bu işte bi numara. Yalnız izin verirseniz bir sorum olacak bu işe gönül vermiş herkese soruyorum daha tatmin edici bir cevap almış değilim. Malumunuz burçların yeri değişmiş, dünyanın aksı üzerindeki hareketi ayın çekim gücü yüzünden epey bir sapmış durumda ve gerçek konstelasyonlarla burçlar arasında çok ciddi bir fark var ama astroloji bunu umursamıyor, bundan binlerce yıl önce Babilli astrologlar aynı zamanda birer astronomdu ve heralde şimdinin Nasa uzmanları gibiydiler, zodyak burçları da sadece konumlarına göre belirlendi, şimdi bu konumlar değiştiğine göre işin aslına, prensibine bağlı kalmak adına burçların da değişmesi gerekmez miydi? Yok biz istemezük o değişiklik saylanmaz demenin mantığı ne ola ki?