Cuma, Ağustos 05, 2011

Kılıbık-mış Gibi

Erkeklerin katılmak istemedikleri bir organizasyona kendilerini davet eden erkek kankalarına ‘hayır’ diyemeyip bahane olarak da yengenin cinnet ve cehennemini ileri sürmelerine alışkınım. Babam da yapardı aynını. ‘İstemiyorum’ yerine ‘valla Yenge Hanım istemiyor’ lafını sıklıkla ederdi . Oysa annemin istemediği ne çok şeyi gayet göstere göstere yapan bir adamdı kendisi.

Alışamadığım şey ise karıları güya totolarını gezdirirken kendilerinin ofis işlerinin yanı sıra ev işlerini de yüklenmiş, mecburen kılıbık olmuş mazlum ayağına yatmaları. Hayır efendim. İşte bunu kabul edemem.

Hayriye Hanım’ın acil bir bürokratik işi çıktı. Memleketine gitmesi gerekti günübirlik. Gittisi geldisi, iş saatlerinde orda olması derken hafta ortası iki gün yoktu. Jelibon’a bakmak için işlerimizden izin almalıydık. Hesapta günleri birer birer bölüşecektik Şövalye’yle. Tabii ki onun çok acil işleri bu sözünü yedirdi ona. İlk gün ofisten bırakın erken çıkmayı gece yarıları, çocuk uyurken döndü.

Söylemesi ayıp, bu antidepresanlar beni feci uyutuyor. Top patlasa uyanamıyorum. Jelibon gece bazen uyanıyor. Su içiriyorsun geri yatıyor. Şövalye de Jelibon’un uyanmasına uyanmış, beni dürttü. Kalk, uyandı, diye. Kendisi su içiremez çocuğa çünkü. Jelibon’a suyunu içirdim, geri yattım.

Ertesi gün de izin alamazdım. Ofiste acil bitmesi gereken bir işim vardı. Jelibon’u öğlene kadar ofise götürecektim. Sonra da Şövalye işten erken çıkıp çocuğun bakıcılığını üstlenecekti. Jelibon’u ofise getirdim. Ortamdaki kablo ve bilgisayar yoğunluğu yüzünden kafayı yedi. Bağıra bağıra ortamı terörize edince topladım götürdüm. İşlerim kaldı. Şövalye’ye dedim ki erken gel mutlaka. İşim var.

Şövalye akşam 8’de geldi. Gün içinde az uyuyan Jelibon’un gece uykusuna ramak kala geldi yani. Hem de gelirken markete uğramış. Evdeki sağlıklı yemekleri beğenmediğinden kendine evde goralı sandviçler yapabilmek için alışveriş yapmıştı. Gelir gelmez goralı yapımına girişti. Üstüne de telefonu çaldı. Aaa. Senelerdir görmediği yurtdışında yaşayan bir kankasına meğer söz vermişmiş akşam için. Kankası bize gelecekmiş o akşam, Jelibon’u ilk kez görmeye ve bizi tebrik etmeye.

Ev nasıl terelelli, tarif edemem. Ortalıkta Jelibon’un milyon oyuncağı. Jelibon yürürken çarpmasın diye sağa sola gelişigüzel çekilmiş mobilyalar. İçinde sadece on kilo olduğu için kesmeye üşendiğimiz bir karpuz olan tamtakır bir buzdolabı. Mühim bir ihale için sabaha mutlaka fedexe verilmesi gereken yarım kalmış bir iş planı.

Şimdi işin yoksa çocuğu giydir, ortalığı topla, birkaç pasta börek, kola bira falan sipariş et ve eminim çok iyi bir insan olan ve fakat yarım kalmış işin yüzünden bir türlü muhabbetine konsantre olamadığın tanımadığın biriyle iki saat muhabbet et. Neden? Şövalye’nin kendi işini benim işimden daha çok önemsemesinin yanı sıra kritik şeyleri de unutup hiç de haber vermemesi yüzünden. Oldu canım.

Topladım laptop’ımı. Evi ve Jelibon’u bıraktım Şövalye’ye. Ne halin varsa gör, dedim. Mamasını pişirdim. Mutfakta. Yedir ve uyut zaten çok uykusu var, dedim. Yürüdüm Starbucks’a. İki saat kadar çalıştım. Tabii Şövalye zırt pırt beni arayıp tezgahın üstünde nal gibi duran mamasının nerede olduğunu, hangi biberona neyi, ne kadar koyacağımızı, hangi bezi takması gerektiğini, yatarken hangi body’sini giyeceğini falan da sordu. Ömründe yapmadı bunları tabii. Nereden bilsin?

Starbucks kapandığında işim daha bitmemiş olmasına rağmen mecburen eve döndüm. Misafirin gitmiş ve Jelibon’un uyumuş olacağını sanıyordum. İkisi de olmamıştı.

Jelibon adeta sarhoştu. Yüzünü nereye bulsa oraya sürtüyordu (uyku hareketidir bu). Uyumamıştı. Çünkü babası onu uyutmamıştı. Üstü değişilmemişti. Maması çok geç verilmişti.

Misafirle tokalaştık. Bana ne dese beğenirsiniz?

“Dünya tersine dönmüş, Hafiye Hanım. Adam kaç yıldır görmediği arkadaşıyla iki laf edemiyor, evde çocuk bakıyor, kadın dışarda”

Vay sen misin bunu diyen? Misafir bunu kendi başına bu şekilde diyemez. Kesin Şövalye attı tuttu.

“Valla maalesef 21. yüzyılda bile dünya aynı kalmış. Tersine döndüğü falan yok. Bilakis kadın hem dışarda hem evde çalışıyor. Adam hala sadece dışarda”

E adam tabii dışarda olacakmış. Türk kadınının masraflarını karşılaması kolay mıymış.
Şövalye de misafiri onaylayan gevreklikte bir güldü.

Niyeeeaaah.

Senelerce çalışmayıp çalıştığı üç beş günün de parasını apır sapır seyahatlerde, zihni sinir girişimcilik projelerinde heba eden, ben değil, Şövalye.
Masraf çıkaran ben değil, Şövalye.
İki gündür işini yapamayan ben.
Çocuğa iki saat bakamayan Şövalye.

Yine tuttum kendimi. Misafire uyuz uyuz konuştum. Kalktı.
O gider gitmez Şövalye’nin beynini yedim. Bir kulağından girdi, öbüründen çıktı kesin.
Ben çok iyi anneymişmişim. Falan filan dedi. Günü kurtardı.

6 yorum:

melontheroad dedi ki...

off gel de dellenme ben burdan dellendim valla

huysuz dedi ki...

off hafiye, içime daral geldi okurken zira bu tarz durumların benzerlerini yaşamış biri olarak, sonunda şu noktaya gelmiş bulunuyorum: babalara (genelliyorum tabi) çocuk/bebek emanet edilmez, nokta.
hem çalışılacak, hem çocuk bakılacak, hem para kazanılacak, hem de mümkünse ne istediğini bilen, kararlı,akıllı vs. görünülmeyecek, yok ya.

Adsız dedi ki...

Eve gelen misafirin bu şekilde konuşması ne tuhaf. Ona ne be.

ophelia dedi ki...

çok tepkiliyim şu an. sövalye biraz insan olsun lütfen.

Adsız dedi ki...

Huysuz,

Zaten adamlarin hedefi "babalara cocuk emanet edilmez" dedirtmek. Inanmayin bunlarin bu numaralarini. Bal gibi edilir. Inatla edin bence. Dunyayi yonetiyorlar, kaymagini yeyip, bize yagsiz sut bairakiyorlar, ama guye mama yedirip, cocuk yatiramiyorlar. Buna mi inanacagim ben? Yemezler.

DAK

Adsız dedi ki...

ophelia'nin tepkisine coook guldum:)

toplumun sesine kulak ver, insan ol biraz sapti sovalye!!:)

du.