Cuma, Eylül 22, 2006

Pazarlık Usulü

Dubai'de Doğubank kılıklı bir işhanında ileri geri yürüyorum patronun ardından. Dükkan sahipleri genellikle Hintli. Patron laptop bakıyor. Her gittiği yerde bir pazarlık bir pazarlık. Müthiş zevk alıyor bundan. İzledikçe benim de alışveriş damarım kabardı. Kardeşin de doğumgünü. Şu haspaya bir cep telefonu alayım, hesaplı madem buralar, diye. Dedim, patron ben telefonculara iniyorum, alt kata.

İlk dükkana girdim. Şu telefondan istiyorum, dedim. Zırt alcam. Toplam iki dakika sürmedi işlem. Sonra bir endişe geldi, dedim patronu çağırayım, benim yerime pazarlık yapsın. Bizimki ellerini ovuşturaraktan geldi. Bir pazarlık ki kıran kırana...Pazarlık aralığı küçüldükçe küçülüyor. İne çıka 3 dirhem için- ki 1 dolar dahi etmiyor- ne yeminler edildi ne allahlar çarptı. Sonunda patron, "E, almıyoruz o zaman", dedi. Dükkandan çıkıp gitme tribine başladı.

Hafiye: Patron, n'apıyorsun yahu?
Patron: Alınmaz bu paraya. Başka yerden alırız
Hafiye: Ya şimdi kim oynıycak aynı tiyatroyu başka dükkanda? Sen de eğlen diye çağırdım ben seni. Yapmayın, n'olur. Ben daha yükseğine alacaktım zaten. Üç dirhem için..uhuuu.

Patron: Sen böyle konuşma bakayım burda. Herif arkalanıyor senden. İstediğini belli etme
Hafiye: Ama ama...1 dolar ya.
Patron: Bir mir...olmaz! Bu paraya ol-maaaz.

Satıcıya son bir kez dönüp son teklifini bir daha sesleniyor. Satıcı lanet olsun deyip, çoluğunun çocuğunun rızkından kesmekten muzdarip olduğunu acındırıklıyor. Ben şişiyorum iyice. Satıcı benim hatrıma tamam dediğini söylüyor. Paketleme, faturalama işlemleriyle birlikte geyikler başlıyor. Güzel kadınmışım. Ne kadar da iyi İngilizce biliyormuşum. Patronunki neden iyi değilmiş. Bizi evli falan sanıyor galiba. Patron satıcıyı iyice kafa kola alıyor. Benim annem Amerikalıymış, babam Suudi. Dil anneden, esmerlik babadan yani. Bu arada patronun İngilizcesi gayet iyi. Pazarlık yaparken fenalaştırıyor nedense. Bir tuhaf aksanlar, tripler takınıyor. Racondanmış.

Patron: Bir de Yahudi olduğumu düşünebiliyor musun? Nasıl olurdum o zaman kim bilir?
Hafiye: Düşünmek istemiyorum. Üç dirhem için ayaklarıma kara sular, içime sıkıntılar indirdiğine hala inanamıyorum.

Takılıyor mu, tokatlıyor mu anlamadığım favori repliğini yineliyor:
"Eee. Amerika diil burası, Hafiyanım. Alışman için sana altı ay veriyordum ama galiba bir seneye çıkarmak lazım şimdi"

1 yorum:

rusen dedi ki...

patron sana hafyanim mi diyor?