Çarşamba, Nisan 15, 2009

Yanlış Batılılaşma

Gittiği Ortadoğu ülkesinden küçük anılar ve yorumlarla döndü bizimki. Mesela gittiği her ortamda Şeyh Falanfilan’ın resmi asılıymış. İş ortamlarından kafelere kadar her yerde. Bunu neden anlattığını sordum. Yani anlatılmaya değecek nesi vardı bu durumun. Komikmiş.

Tencere dibin kara diye aynen de buna denir heralde. Ne zaman ‘düdük’ ülkelere gitsem illa her ortamda monümental aksesuar niyetine bir devlet adamı portresi mutlaka olur. Beraberimdeki bir Türk de bu durumu mutlaka bana işaret eder ve bu durumla mutlaka alay eder.

Bizde de her yerde Atatürk resimleri yok mu? Bir Amerikalı, bir Kanadalı olsan mesela, bir gün yolun düşse de Türkiye’ye gelsen. Hiç de öyle ücra yerlerine gerek yok. İstanbul’da Maslak’ta iş ortamlarında takılsan, her ofiste aynı adamın değişik resimlerini illa ki gördüğünde bunu tuhafsarsın. Senin ülkende ne kadar değerli olunursa olunsun hiçbir devlet adamının bu kadar fanatiği olmaz. Olsa bile kömün halinde bu fanatizm yaşanmaz.

Aynı Kuzey Amerikalı ertesi gün bir başka benzer ülkeye gittiğinde orada gördüğü bir başka adamın resimlerinden bile bir coğrafi kategori oluşturabilir zaten. Hani düdükten saymıyoruz kendimizi ama her nasılsa düdüklerle ne de çok ortak ritüelimiz var. Bir inkardır sürüp gitmekte. Asıl tuhaf olan bu. Resimler değil. Ben resimlerin sebebini anlayışlamasam da anlıyorum en azından. Ama inkar? Hem anlayışsız hem anlamsız.

İtiraz ediyor, Şövalye. Bihruz Bey olur aslen kendisi.

Bizimkisi fraklı mraklı çok jantiymiş. En azından cool cool gökleri falan işaret ediyormuş. Sarışınmış, havalıymış. Onlarınki neymiş öyle ya poşulu ya bıyıklı ya göbekli. Ya da hatta hepsi birden.


Yanlış batılılaşma konulu tanzimat dönemi edebiyatına 150 yıl arkadan devam etsem olur diyorum. Hala zemini var. Akımın hortlayan temsilcisi ilan ettim kendimi gitti.


3 yorum:

Adsız dedi ki...

KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Bihruz Bey: Şık görünmeyi seven, valide parasını yiyen tutarsız ve savurgan bir gençtir. İnsanların dış görünümüne önem verir. Kendi kendine gelin ve güvey olur. Olayları işine geldiği şekilde algılar. Umursamaz ve düşüncesiz bir karaktere sahiptir. Gittiği heryerde tanıştığı her insanla Fransızca konuşarak tiraj yapmaya çalışır.

hani yazinda altini cizdigin meseleya katilmiyor degilim de, a be canim, bir insan kocasina da bu kadar mi haksizlik yapar?:)

dü.

Hafiye dedi ki...

Tıpkısının aynısı olduğunu iddia edemem elbette. Öyle olsa kendisiyle bırakınız evlenmeyi, tanış dahi olmazdım. Yazının konusuna dair olan kısımlar için yapmıştım bu benzetmeyi. Bihruz Bey de görüntüde alafrangalığa haddinden fazla önem veren ve o görüntünün gerçeğini göz ardı edebilen bir karakterdi. O manada yapılmış bir benzetmedir bu.

Yoksa kocam valide parası yemez, düğünde takılan altınlarımızı yer. Tutarsızdır ama savurgan değildir. Kendi kendine gelin güvey olmaz ama olayları işine geldiği şekilde algılar. Umursamaz değildir ama düşüncesiz olabilir. Yabancı kelimelerle de konuşmaz.

Adsız dedi ki...

Hehehe. Ay cok severdim ben o romanlari. Aglatanlari da boldu; ama guldurenleri cok eglenceliydi. Ozellikle Murebbiye cok guldurmustu beni.

De, Sovalye gercekten baska bir ulkede her yerde ayni adamin resminin olmasini tuhaf mi buldu? Dunyada bu konuda bizden beter bir Kuzey Kore kaldi.

Bir de, Ataturk esmer ve gobekli olsaydi Ataturkculuk diye bir sey olmayacakmis bizim beyaz Turklerin gonlunde demek ki. Olay demek bu noktada dugumleniyor. Perihan bu noktada da hakli cikti.

Sovalye'nin cok ciddi bir "reeducation" a ihtiyaci var. Cocuklugunda okumadigi "yanlis Batililasma" romanlariyla baslayip, Cumhuriyet doneminin Halde E. Adivar'i, REsat Nuri'si, Kemal Tahir'i; ama ille Yakup K. Karaosmanli'sini okumasi, onun ustune Yasar Kemal'e uzanmasi, Adalet Agaoglu'yla ve Anadolu'yu anlayan ve anlatan tum yazarlarla demlenmesi ve biraz aynaya bakip, hem kendini, hem memleketini ogrenmesi gerekiyor. Bir de herkese Karay'i tavsiye ederim. Karmasik, guclu bir yazar.

O asamadan sonra, ona Turkiye siyaseti ve tarihi ile ilgili secilmis makalelerle, Iran, Balkanlar ve Rusya'nin 20. yuzyillarini da anlatan birkac roman okuturuz.

En nihayetinde, mutlaka Anadolu'dan Alevi asiklarini okumasi ve dinlemesi, en azindan Kardes Turkuler'le falan Anadolu muzigine, Karacaoglan, Yunus'la da sinirli kalsa, Anadolu siirine isinmasi gerekmekte. Ustune Turk Klasik muziginin estadlarini zevkle dinlemeyi ogrenmesi, biraz Fars edebiyatiyla, biraz Sufiler'le tanismasi, eger bu noktada hevesi kaldiysa, Ortadogu, Orta Asya ve Guney Asya kulturleriyle ufaktan yakinlasmasi da hayirli olur.

En nihayetinde, diplomayi almak icin, "Oryantalizm"i hatmetmesi sart.

Ondan sonra donup de, Dogu-Bati karsilastirmasi yapmak isterse, Turkiye'yi bir yere oturtmak isterse, basimiz ustune. Tabii o noktada, Dogu ve Bati kavramlarinin keyfiligini ve ici boslugunu tartismayi tercih edecektir tahminimce.

Acilen baslamak lazim bu programa ama. Dak