Çarşamba, Nisan 30, 2008

Necefli Maşrapa

Haftasonu Esincan burdaydı. Herkes hararetle soruyor. Ne yaptınız, ne yaptınız, diye. Ayol biz ne yaparız? Sadece laklak. Kızcağız bir çarşı pazar ve hatta ev kılığıyla geldi. Tabii ki sırt çantasında kokoları vardı ama değiştirmeye fırsat ve de ihtiyaç olmadı. Biz süklüm ve de püklüm halimizle pek koko ortamlarda yemeğimizi yedik. Eve gelip muhabbete devam ettik. Esincan, Düella, Çıtır, Şövalye ve ben. Sabahlara kadar konuşacak ne buluyorsunuz diyenlere cevap niteliğindeydi muhabbet. Ölüm, din, felsefe, quantum fiziği, cinsellik, kıskançlık, sufizmden tutun signature’ımız olan karakter ve durum analizlerine kadar her şeyden bahsettik.

Eve girdiğimizde önce ev pek bir sessiz gelmişti. Televizyonu açıverdim sessizlik kırılsın diye. Zaplarken de TRT 4’te bir Sanat Müziği konserine denk geldim. Tanıdık bir şey çalıyordu. Orada bıraktım. Fonda radyo sanatçıları şarkılamaya devam etti. Arada Boş Çerçeve şarkısı çaldı. Aaaah, olduk. Hülya Koçyiğit miydi, Filiz Akın mıydı bunu hıçkıraraktan söyleyen falan derken yine dikkatimiz muhabbette yoğunlaştı. Derken derken TRT 4’te İstiklal Marşı başladı. Kapanış niyetine. Yani 15-20 yıldır bu sahneyi gördüğümü hatılamıyorum. Kimse hatırlamıyor. Dumur olduk, ekrana kitlendik. Hala 24/7 olmayan kanal mı var? Varsa da İstiklal Marşı’yla mı kapanır?

Marşın klibi değişmiş. Eski klipte Anıtkabir önünde açıklı koyulu üniformalarıyla askerler bayrak taşırdı. "Tüfeeeeek omza! Selaaaaaam dur! Çeeek!" derler ve marşla beraber getirilen bayrağı göndere çekerlerdi. Yeni klipte askerlerin bayrak töreni yok. Dalgalanan bayrak önde, arka fonda Anıtkabir, Millet Meclisi, Atatürk resimleri gibi görüntüler akmaktaydı. İstiklal Marşı bitince yine aynı sürekli dııııt sesiyle beraber ekranda o damalı karenin içinde yine damalı dairenin olduğu görüntü çıktı.

Dumuru atlattıktan sonra televizyon nostaljisi muhabbeti başladı. Teknik arızadan dolayı ekrana giren necefli maşrapayı hatırlayıp hatırlamadığımızı sordu Esincan. A, evet evet. Necefli maşrapa.

Çıtır anlamadı. "Ne, ne, ne?" diye sordu. Biz de kelimeleri duymadı sandık. Tane tane "Necefli maşrapa" diye tekrarladı Düella.

Çıtır da “Yahu tamam da, necef neee, maşrapa ne? Ne diyorsunuz siz?” diye sorduğunda yerlerde bulduk kendimizi.

Esincan açıkladı. Necef, boncuklu moncuklu süsler işte. Maşrapa da metalden sürahi gibi bir şey.

Yani şimdi bu 80’li oğlanla aramıza kuşak mı girdi, bilemedik. Maşrapayı hatırlamaya yaşı tutmadıysa bile dedemin ’filhakika’, ’veilla’ falan diyerek konuşmasında yaşadığım gibi hisler mi yaşadı? Zamanında Türkçe derslerinde her ders yılının ilk haftasının değişmez konusu olan İstiklal Marşı’nın anlamının çözümlemesi gibi dersler mi gerektirdi bu durum?

Ben çok severim şiir çözümlemesini. Hafiyelik icabı. Bir fihristimiz olurdu bu Türkçe derslerinde bilmediğimiz kelimeleri yazmak için. Okul başlarken kırtasiye alışverişine de dahil olan. İstiklal Marşı nerede Osmanlıca’ya dokunduysa fihristte baş harfinin olduğu sayfada bir açıklaması olurdu.

Garp = Batı
Afak = Ufuk
Serhad = Sınır

Dünyada hepi topu 60 yıl öncesine ait metinlerini elinde sözlükle takip eden başka millet var mıdır acaba?

7 yorum:

Adsız dedi ki...

Yoktur. Bir arastirma sirasinda Kocadak, bir makaleye rastlamisti, hala daha okuyacagim, adina hasta olmustum:

"Turkish Language Reform: A Catastrophic Success."

Dak

farawaysoclose dedi ki...

işin ilginci, "orhun anıtlarının anlaşılabilir" olması gibi bir durum da var, o kadar duru Türkçe.
İstiklal Marşının kelime kelime incelenmesi çok faydalıydı, katılıyorum.

isimsiz dumbelek dedi ki...

Bikac ukalalik:

1) Afak, ufuklar demek.
2) O katastrofi seyini kitap diye biliyorum ben. (Rafimda duruyor, ben de daha okuyacagim.)
3) Quantum, Turkce'de kuantum diye yaziliyor.

Bir de bir soru: Simdi anca elde sozlukle takip edilebilen metinleri o zamanlar anlayanlar kimlerdi acaba? Yani ulkenin geneli zaten oyle bir dil mi kullaniyordu, yoksa "seckinlerin" dili miydi "Osmanlica"?

Bu dilin silinmesi, unutturulmasi dogruydu demek icin sormadim bu soruyu, ama, halihazirda kullanilmakta olan bir dili unutturmak icin ugrasmakta rahatsiz edici bir sey goruyorsak, tarih boyunca, kendini seckin addedenlerin sirf seckinliklerini tescillemek icin, yapay bir sekilde, halihazirda kullanilmakta olan dilden baska dillere yonelmelerinde de rahatsiz edici bir seyler bulmaliyiz belki.

O cumle biraz uzun oldu belki.

Yazdiklarim biraz haricten gazel oldu belki... (Oyleyse affola.)

Hafiye dedi ki...

İsimsiz Dümbelek'in düşündüklerini ben de düşünmüştüm yazarken. Yani Osmanlıca zaten saray diliydi ve küçük bir gruba mı aitti diye. O yüzden mi yok oldu gitti diye.

Kendimden örnek verirsem baba tarafım yörük. Yerleşik düzene geçişleri bile yeni. Sarayda öyle tumturaklı Osmanlıcalar konuşulurken babaannem Orhun anıtlarındaki gibi öz Türkçe konuşurdu muhtemelen. Beg derdi Bey'e mesela. Onu hatırlarım hep.

Bu da bir başka eziyet işte. Saray halktan kopuktu, şimdi de aydınlar halktan kopuk - ki aydın ve saray halk kategorisine alınmıyor bile.

İstiklal Marşı'ndaki Osmanlıca'yı 5-6 sene okula gitmiş, az biraz gazete okumuş, üç beş resmi yerde işi olmuş olan eskiler anlamakta. O kadar da ağır bir dili yok. Ha, tamam Osmanlıca tepeden inme durmaktadır, halktan çıkma değildir, diğer dillerdeki doğal devinim sürecinden geçmemiştir belki DE öldürülesi de değildir. Zira yazılı edebiyat namına her ne yapıldıysa, yapılanlar da seçkinler arasında döndüyse bile korunması gerekirdi bence.

Yine de problemin özü halkın aydınla kopukluğunda. Günümüzdeki en büyük sorunumuz da o.

Bir başka açıklama daha: Arada İngilizce kelimeleri kullanmayayım diye çok kasarım ama ne olduğu çok belli olanlara çok aldırmam. Ha ‘kuantum’ ha ‘quantum’. ‘Quantum'u anlayan ‘kuantum'u da anlayabilecek gibiyse öyle bırakabiliyorum. Daha önceki yazılarımda da var benzer durumlar. Ha, bu metni gazetede dergide basıyor olsaydım düzeltirdim tertipli olmak adına.

'Afak'ın da 'ufuklar' olduğunu hatırlattığın için teşekkürler. Bana bu kelimenin çoğulu olamazmış gibi geliyor nedense. 'Uzaylar' demek gibi geliyor bana. Ama bana yani. Bence. Bunu da bin kez belirtmekte yarar oluyor. Ben de az dümbelek değilim çünkü.

isimsiz dumbelek dedi ki...

O yazili edebiyatin korunmasi gerektigine katiliyorum. Bir de yorumu yazdiktan sonra ben de dusunmustum cogul ufuk olayinin garipligini...

Gittim kitabi actim, enteresan hakikaten. Ta Selcuklular'dan beri seckinler tarafindan Farsca'nin falan nasil Turkce'den ustun tutuldugunu anlatiyor, ama bir yandan da, Cumhuriyet doneminde Farsca/Arapca etkilerden kurtulmak icin yapilanlarin ne kadar abartili oldugunu da anlatacakmis gibi gorunuyor. Yani neredeyse kimsenin kullanmadigi bir dilin yok olusunu anlatmayacak sanki.

Aydinlarin halktan kopuklugu meselesiyle ilgili de alinti yapmis bir tane, Turkce bir kitaptan:

"Evet ama, o zaman aydinlarin konustugu Turkce eski yazi dilinin cok etkisinde kalmis bir Turkce idi. Onu da halk pek anlamiyordu. Halk buna istillahi konusma derdi. Mesela 'mudur bey, katibe bir sey soyledi, ama anlayamadim. Istillahi konusuyorlar.'"

Bi de Hacivat-Karagoz ornegi var. Karagoz vuruyor Hacivat'a,

H: Vurmanizdan aksa-yi murad?
K: Aksaray'da murtad babandir!

Bi de, o iki ukalaligi bundan baska bi blogda yapmazdim herhalde.

Adsız dedi ki...

Dogru, Osmanlica saray dilidir ve aydinlardan cok devlet erkanini halktan ayirmak icin ozel olarak yaratilmis bir dildir, bir projedir. Bir dakika ben bunu yarin kendi bloguma yazayim, biraz uzun burasi icin (hatta dun de yari Osmanlica bir giris yaptim).

Bu arada benim gordugum makaleydi Ukala Dumbelek. Zaten genellikle, bir kitap yazilmadan once makalesi basilir ya. Demek kitabi da cikmis.

Ben aydinlarin diliydi diye yokedilmesini mazur goremiyorum. Her dilde, ust duzey edebiyat aydinlarin dilinde yazilir. Ciftci John da, ust duzey Ingilizce edebiyati anlamaz. Osmanlica biraz ileri gitmis olabilir; ama yapilan dil reformu Osmanlica'yi degil, insanlarin gunluk dilde kullandigi kelimeleri bile degistirmeyi hedeflemis. Gerci bugun bile kullandigimiz iki kelimeden birisi hala ya Arapca, ya Farsca. Tahminim, dil reformu basarili olmasaydi, bugun Azerice gibi olacakti kullandigimiz kelimeler.

dumbelek dedi ki...

Sen makale deyince merak edip kitapta da, surda da ayni adli bir makaleye referans aramistim, bulamayinca yapmistim ukalaligi (buldugum makaleler hep kitap hakkinda).

Ukalaligin hazirligini anlatinca butun havasi gidiyormus.