Çarşamba, Mayıs 28, 2008

Cennetten Çıkma

Geçen gün Yeşilköy sahilde oturduk Yonc ve Elyan’la. Yemek yedik. İşte işten güçten bahsettik. Kimin işyerinin olayları en şaka gibi diye yarıştırdık. 30 küsürlerinde ancak evlenebilmiş biyolojik saati de ilerlemiş taze evli kadınlar olaraktan çocuk konusunu da konuştuk haliyle. Hep konuşuyoruz bunu zaten. Konuşmakla kalıyor. Kimi bu düttürü dünyaya çocuk getirmek istemez, kimi çocuğa bakacak sabır ve enerjiyi bulamaz, kimi pahalı bulur. Hepsine de verecek cevabım var. Belki doğuracağın çocuk kansere çare bulacak, yok işte işe güce daha çok enerji harcıyorsun, Allah rızkını verir misali gitmesin kardeşim özel okula üç yaşından itibaren. Bak bize. Özel okula mı gittik? Kötü mü olduk? (Şeyyy, ben gittim. Ama ailem tutturmuştu. 10 yaşında ben kendi kendime yazılmadım heralde. En azından ilkokula falan özel gitmedim)

Çocuk yetiştirmenin zorluğunu biliyorum. Etrafımda yaşantılarını gözlemlediğim çok anne var. Özellikle ilk zamanlarında hayatın bütün akışı tamamen çocuğun etrafında kuruluyor. Bu etraf oldukça düzensiz, uykusuz, yorgun ve bol tuzaklı, kaotik bir etraf. Bilincimizin doruklarda olduğu şu yaşlarda ve konumlarda elalemin doğal halinde dangıl dungul yuvarlandığı bu yoğun kaos ortamına biz girsek mi girmesek mi bilemiyoruz. Özeti bu.

Çocuk yetiştirmekten bahsederken çocukken yediğimiz dayaklardan da konu açıldı. Hesabı ödemiş ve kalkmak üzereydik oysa ki. Travmalarımızı dışa vurasımız gelmiş olmalı ki iki saat daha oturduk yeni kahveler söyleyip. Ne acılı çocukluklar yaşamışız yarabbi. Mesela benim 13 yaşıma kadar annemden yemediğim sopa kalmamıştı. Her sopanın sebebi de birbirinden tuhaftı. Yemeğimi yemezsem, sofrayı kaldırmazsam, sakarlık yapar da bir şey kırarsam, ev işlerine yardım etmezsem mesela anında çimdik-tokat-terlik üçlüsü vücudumda yerini alırdı. Taze pişirdiği sıkmayı (Çukurova’ya has sacda pişirilen acılı, soğanlı peynirli dürüm) yemek istemedim diye sıkmanın açıldığı oklava sırtımda kırılmıştı jübilemde. Oklava kırıldığı için, oklavasız kalmıştık da dağ başındaki evde, bir süre sıkma yiyememiştik Allahtan.


13’ümde tombalak bir kız çocuğuydum. Regl olmaktan feci korkuyordum. 1.60 boylarında 72 kiloydum. Ergenleşiyordum. İri cüssemden de utanıyordum. Zaten senelerdir annem de boğazımı keseyim diye söyleniyordu. Söylenmekle de kalmayıp şişkoluğumla alay ediyordu. E, ben de işte artık yemiyordum. Sevmediğimden değil vallahi. Olsa şimdi bir tepsi sıkma yerim patlayana kadar. Diyet yapıyordum. Neyse işte, durum şudur ki ben o gün sırtımda kırılan oklavanın sebebini hala anlayabilmiş değilim.

O yıllarda kızların ebeveynleriyle en büyük sorunu oğlanlar idiyken benim davalarım hep böyle eften püften ve de çoğunlukla anlamlandıramadığım şeylerden olmuştur. Velhasıl benzer travmalardan paylarını almış arkadaşlarıma bakıyorum. Hepsini çok seviyorum. Hepsi iyi insanlar. Başarılılar. Ne bileyim, keşke böyle çocuklarım olsa. Ebeveynlerinden bir fiske dahi yememiş arkadaşlarım da oldu. Onlar da iyiler hoşlar ama çok da içten yanmalı hırs insanları olduklarını söyleyemeyeceğim. Potansiyellerini zorlamama halindeler. Bu onları huzurlu yapıyor ama hedefe kilitlenememe sorunları olduklarını söyleyebilirim. (Mesela Dak)

Birkaç aydır
ted.com'a giriyorum. Geçen yazımın yorumuna da Ted’den bir link bırakılınca tavsiye etmek aklıma geldi. Orada yazarın biri yaratıcılığın formülünü analizliyordu. Çocukluk travmalarını yaşama tutunma çabasına sebep oldukları için yaratıcılıkta önemli bir katalizör olduklarını anlatmıştı. Tamam hiçbirimiz sanatçı üstat falan değiliz de, yine de yaratıcı yöntemlerle tutunma mücadelesindeki asıl sebep anne tokadı olabilir mi? Çok takdir de ediyorum bu mücadeleyi bir yandan. E, o zaman çocuk yetiştirmede eski usule yeni nüanslarla devam edebiliriz sanki. Öyle çocuk nereye biz oraya da olmayacağımız için cennetten çıkma ürünümüzle çocuk yetiştirmek de kolaylaşır da belki doğurmaya karar veririz iyice tohuma kaçmadan.

14 yorum:

sarapci dedi ki...

Ama taze sıkma da yenmez mi...

Hafiye dedi ki...

Şarapçı! Beni okuduğuna inanamıyorum. Aa. Çok sevindim. Ben sizin hayranınızım efenim. Onurlandırdınız beni çok.

Fark ettiğin üzere toprağız. Aynı okuldanız ve 9 yıl önce New York'ta da karşılaşmıştık. Hadi beni hatırla. Hehe. Tam Hafiyelik işler.

Duella dedi ki...

haydaaa. acil bilgi istiyorum hafiyanım. kim bu şarapçı? hem şarapçı, hem gezgin. hmmm.

Duella dedi ki...

sağolsun benim ana-baba da dayağın cennetten çıkma olduğuna inanmışlardandı. tekmeler uçuşmazdı tabii, light ama parça tesirli yöntemler uygularlardı:)

her ikisine karşı da ayrı ayrı yaşlarımda sonunda heyyytt diye karşı atağa kalktım da hayatımda dayak bitti. deliliğin akıllılıktan daha makul olduğunu anlamam hemen hemen o yaşlara denk gelir:)

babam 3-4 yaşlarındayken ben, kulaklarımı çekiştirdiğinde hiç gözyaşı dökmeyişimi ve dimdik öfkeli gözlerle kendisine bakışımı hala enteresan bir olaymış gibi anlatır.

Dilek dedi ki...

annem de benim kafama makas batirdiydi

sarapci dedi ki...

Abooooo! E madem okuyodun neden yorum yazmıyodun?

9 sene önce NY pek kuvvetli bir ipucu değil ama. 94 mezunusun herhalde.

O zamanlarda bir mezunlar toplantısı olmuştu village'da biyerlerde 94 mezunu birileri vardı ...

Veya midtownda bir italyan görünümlü türk lokantasında beleş bi yemek yemiştik (güzide bir tekstil şirketimiz sağolsun) oradan mı acaba??

Hafiye dedi ki...

Heye yahu. 94 mezunuyum.

Bir kere ben senin yüzünden yazmaya başladım. Yahoogroups'a yolladığın Tuvalet Yazıları'na benzer şeyleri ben de yazıyordum ufak tefek ama hiç bir araya toplamamıştım. Senden feyz aldım yani. Sonra işte ben de başka gruplara emailler oldum.

Dümbelek de sendin değil mi? Consultant ve iyi ingilizce ipuçlarına dayanarak tahmin ediyorum.

sarapci dedi ki...

:))) Çok sevindim vallahi! Ben de kimse okumuyo diye tuvalet yazılarını yollamayı bırakmıştım. Demek okuyan varmış :))) İyice şaşırdım şimdi...

Dur burdan uzatmayayım.

sarapci dedi ki...

Bu arada Dümbelek ben değildim. Dümbelek kim ki?

CLTK dedi ki...

dümbelek benim.

the öz hakiki dümbelek dedi ki...

Cltk, çekil aradan hışırtı yapma... Dümbeleğin teki olduğuna eminim, ama the dümbelek misin? Hayır!

Yarabbim iyikine bir dümbelek dedik yaaa, herkesin içinde nasıl bir dümbüldeme isteği varmış ki kapanın elinde kalıyor...

Hafiye, ben de sabah bulantısı tuttu bu kızı ondan yazamıyor diye işkillenirken bebek mevzulu bir post yollamışsın. İşte buraya işaret koyuyorum... Üç vakte kadar Şövalyegillere torun geliyor....

Hamile felan dinlemem, coachingi mi isterim...

Hafiye dedi ki...

Tamam ayol. Coaching yapayım sana diyorum ben zaten. Şartlarda da anlaştık. Geçmiyorsun ki kontağa. Ben seni nerde nasıl bulucam. Yaz bana hafiyesi at gmail'e.

sarapci dedi ki...

Dümbelek benim.

Ruty dedi ki...

Hafiye - al sana gizem.. coz bakalim, kimmis Dumbelek? hadi bakalim, hadi kuzucum.. merak ettik biz de burdan.