Çarşamba, Şubat 02, 2011

Çalışan Anneliğe Giriş

İşe başladım sonunda. Herkes nasıl hissettiğimi soruyor. Yine bir şey hissetmiyorum. Kabullenmiştim bu durumu ve bekliyordum diye heralde ne üzüldüm ne sevindim. Sadece şunu söyleyebilirim ki ofiste çalışmak anne olarak evde çalışmaktan daha kolay geldi bana. O yüzden ofiste dinleniyorum sanki. Belki de evdeyken de ofis işlerini takip etmeye çalışıp her işi bitirmeye takıp yorulduğumdandır, bilemiyorum. Evde ne olacağı belli olmuyor ki. Jelibon kah iştahlı kah değil. Kah uykucu kah yaygaracı. Bazen uyuyor ama biliyorum ki gündüz bir seferde en fazla 1.5 saat uyuyor. İşte o son 15 dakikaya girdiğimizde elimdeki işi bitirmek için zamana karşı yarışmaya başlıyorum. İlk ‘uaaaaa’ ile yanıyorum. Sobe oluyor.

Jelibon’la beraberken rastgele fırlatılan oklardan kaçınarak tapınağa ulaşmaya çalışan Aztek askeri gibiyim. Öyle bir oyunum vardı Commodore 64’ümde. Ne strese sokardı beni. İlk ve son oyunum oldu, bir daha bu adrenalini kaldıramadı bünyem. Sanırsınız o oklar kanlı canlı etime saplanacak da oracıkta vurulup öleceğim.

Anksiyete basıyor dediğim şey bu işte. Oysa Hayriye Teyze evde çocuklu hayatı o kadar rahat ve kendiliğinden yaşıyor ki ona gıpta ediyorum. Bebek uyandığında ana kucağına oturtup, eline iki zımbırtı tutuşturup dizisini seyrederken akşam yemeğine fasulyesini ayıklıyor. Bir elinde çocuk varken öbüründe telefonuyla arkadaşıyla sohbet ediyor. Ben ki ofiste multitasking’in dibine vurmuş bir insanım, evde bunu yapamıyorum. Yapamadıkça da kendime öfkeleniyorum. Bebeğin gözü açıksa onunla oynamam, ona şarkılar söylemem lazımmış gibi geliyor. Bundan vazgeçsem de kötü anneymişim gibi. Bunda Şövalye’nin de payı büyük. Üç dakika Jelibon’dan ayrılsam bana kötü anne olduğumu söylüyor. Hoş, ona bu laflarını yedirtiyorum ama yine de izi kalıyor demek ki.

Ebru Şallı’ya da uyuzum. Almadığı ve zırt diye verdiği hamilelik kilolarından dolayı değil elbette. Zira ben de doğurduktan dört gün sonra doktor kontrolüme giderken eski pantolonlarımı giyiyordum rahatlıkla. O kadar büyütülecek bir durum değil. Hamileyken 10 kilo alırsanız iki haftada çatı matı geniş kalıyor ama eski halinize aynen dönüyorsunuz. Ama Ebru Şallı tuttu dedi ki kadınlar doğumdan sonra kilolarından dolayı depresyona giriyorlar. Postpartum depresyonunu kafadan kilolara bağladı. Zaten şu hayatta başımıza ne geliyorsa totomuzun çapından geliyor.

4 yorum:

İlk dedi ki...

Ben senin aksine dogumdan cok kisa bir sure sonra ise donup yavru 8 aylikken onunla basbasa kalabildim. Kesinlikle ofiste calismak daha kolaymis.

Simdi boyle evde bebeyle basbasa olunca anladim neden krese o kadar para verdigimizi. Basli basina insani pek cok diger seyden alikoyan bir sey bebek bakmak. Evde yatan ev hanimi muamelesi gormek delirtiyor bu yuzden.

Melo dedi ki...

O kadına ben de uyuzum. Bir insan bu kadar saglık takıntıli olup da lohusa depresyonunu nasıl kilolara bağlar. Bir de bir programında anne sutu 6 ay yeter daha fazla emzirmenin bir faydası yok demişti de sok olmuştum. Ya kendini ifade edemiyor ya da donanımının yetmediği sularda yüzüyor yazık.
Hatta bir anne blogunda bu emzirme olayını eleştirmişti sonra da kendisine sizin hakkınızda bu yazıyı yazdım diye tweet atmış, Ebru salli da cevap olarak " harika bir yazı " yazmıştı:) o kadar pozitif bir kişilik, ben sana bosuna mı diyorum pilates yap diye.

Hafiye dedi ki...

Şövalye de bana 'tatildesin' diyip durdu 5,5 ay boyunca. Uykusuzluğun ve eve kapanmışlığın nesi tatilse, anlayamadım :)

Hani evde de güzel vakit geçirilir istenirse. Yat yuvarlan, kitap oku, film seyret. O da olamıyor sıklıkla kesintiye uğradığından. Benim evhanımı anneye saygım arttı vallahi. Büyük insanlar onlar.

Pilates işe yarıyormuş Melo. Sağolasın. Gel gör beni. Taş gibiyim artık :)

Ebru Salli Tan dedi ki...

Ebru Salli gibi siz de bebek 7 aylik olunca gidip sezaryenle aldirtaydiniz son aylardaki kilo ve catiya kacak kat cikilmasi vs ugrasmazdiniz :)

Allah allah, hem point-flex yapiyoruz 100 kere, cok guzel aciyo di mi? :)