Salı, Haziran 13, 2006

Yazısız

Memlekete dönmeden Amerika'ya has ne kadar yemek, daha doğrusu zararlı yiyecek varsa hepsini gömme usulü yaşıyoruz günlerdir. Aylin'e diyorum, bana çanak tutma. Yeter artık. Kızarmış ballı çin tavukları yemekten suratımda ergenlikte dahi belirmeyen kırmızı kabarcıklar oluşmaya başladı. Her akşam buffet'deyiz. Yiyebildiğin kadar, hadisesinin Amerikancası. Açık büfe yani. Bir Amerikan, bir Meksika, bir Çin büfesine dönüşümlü olarak gidiyoruz. Neden, niye yiyebildiğimiz kadara kasıyoruz, bilemedim. Öğlen zaten Waffle House'da omletler, waffle'lar, sildik süpürdük. Öğledensonra az biraz eşya taşıdık ya dışarı, çok spor yapmış sayıp kendimizi, akşama da açık büfeye gitme hakkını verdik kendimize.

Ortamdaki en ince insanlar olarak Aylin'le tabakları tepeleme doldururken bir amca bana 'futbol maçı kaç kaç bitti?' dedi. Meksikalı sanıldım gene. Yok, dedim, izlemedim, bilmiyorum. Sanırım Amerikalılar'da da bir futbol merakı başlıyor ufaktan. Oturduk ama bir yiyeyeme halindeyiz. Et ve salata yiyelim hani, karbonhidrat uzak durursa kendimizi iyi hissedicez. Didik didik bıraktik, kalktık. Konuştukça midemden çıkan sular boğazıma hücum ediyor. Aylin, diyorum, ben kusucam galiba. Koş, dedi, evin etrafında, bahçede. Gecelik, ben ve kediler. Turla. Turlayama. Aylin karşıma geçip sigarasını tuttururken squat yap, dedi. Havada oturup kalkma egzersizi. Bacak çalıştırıyor, mideyi bastırır mı, bilemem. Böyle egzersizleri yapamıyorum ben. Gücüm, kondüsyonum yetmediğinden değil, bir denge sorunum var. Zaten bisiklete binmeyi ancak 16 yaşında öğrenebildim- ki bisiklet sürmek unutulmayan bir motor öğrenmeymiş ya, yok öyle bir şey, ben unuttum bile. Sadece koşmayı bilirim. Zaten gene az kalsın çakılıyordum betona kafa üstü. 'Gene', diyorum çünkü çakılmışlığım var. Uzun ve eski bir hikayedir, belki sonra anlatırım.

Alışverişten de hızımı kesemedim. Gittikçe artan yükümü fedexlesem mi, kargolasam mı bilemeden ve bu bilememe beni yıpratırken, çözelim diye her dışarı çıktığımızda kendimizi yağlı yemekli bir restoranda buluyoruz. Yedikçe rahatlasam, hadi neyse. Yok, bir anksiyete, pür anksiyete. Bir de kendime dahiyane hedefler koyuyorum. Türkiye'ye gidince sağlıklı yemekler yenecek, spor yapılacak, sigara içilmeyecek. Tabi tabi. Pide ve dumanlı mekan cenneti. Bu sabah tartıldım, kilo almamışım. Aylin'e sevinç yaptım. O da bütün kiloları kendisi aldı sanıyor şimdi.

2 yorum:

Kubilay dedi ki...

Hafiye,
Sen Tokyo'ya gel, bak ben seni nasil bufelere goturecem...

alex dedi ki...

Genelde tersi olurdu. Yurtdisina cikmadan once TRde ne var ne yok yemece. Bu da guzel, degisik olmus!