Perşembe, Aralık 06, 2007

Sözün Bittiği Yerde...


Bu ara memlekette pek moda bu ‘sözün bittiği yerde’ lafı. Pardon. ‘sözün bittiği yerde…’. ‘Üç nokta’sız olmaz. Çok tartışmacı kişilikler olduğumuz için bu ‘üç nokta’ meselesini de çok tartıştık tabii Düella, Çıtır ve ben. Çıtır herkese haklar dağıttığından mavi boncuklar gibi, asıl tartışma Düella'yla benim aramda oluyor ama kabak illa ki Çıtır’a patlıyor.

Tabii ki ben alay ediyorum bu üç noktalı tavırlarla, sözün bittiği yerlerle. Söz uçar, yazı kalır ya. Yazı bitmez bari. Yoksa benim de çooook susasım geliyor. Susup kendi derdime yanasım. Bi tek işte bu ukala dümbelekleri yanında çok konuşuyorum. Zaten bir climax’ten sonra hepimiz manzarayı seyretmeye koyuluyoruz illa ki. Gittikçe Şövalyeleştiğim için çok da uzatmıyorum ama henüz onun üstün aşımına erişemediğimden gergin bir sessizliğe bürünüyorum. İçimde pişirip çok çok buraya yazıyorum ki bununla artçıl tartışmalar başlıyor. Suni cinnet dalgaları halinde kendi mokumuzla oynayıp duruyoruz açıkçası.

Neyse işte, Düella üç noktanın da bir üslup olduğunu iddialıyor ve benim duygusuz kişiliğimin bunu anlamaktan uzak olduğunu da çarpıyor yüzüme. Yok, diyorum. Söz bitemez abi. ‘Söz’den kasıt ‘ifade’, yani yazı, çizi, resim, müzik her ne türden ifadeyse o. Bitiyorsa ben anlamıyorum üç noktanın yaratması icap eden hissiyattan. Hııı. N’olcak? Sevincinden mi kitlendiiin, hıncından mı yani? De bakiym. Zaten ondan değil mi şu kalın kalın gazetelerde dahi noktalaaar noktalar uçuşmakta. Kardeşim, tıkandıysan yazma. Gazete de çıkarma. Kitap da basma. Nenem de bilir üç tane nokta koyup okuyucuya bırakmayı yorumu. Kelamın yoksa çıkma yani sahneye. Bu kadar basit.

Geçen gün yolda bir oğlan durdurdu. Aklında futbol, kalbinde Türkiye varmış. Bir kampanya varmış işte o model. Arkasında da koca bir futbol topu var heykel gibi. Kırmızı-beyaz. Elime de bir kalem tutuşturdu. Gidip hislerimi yazaymışım topa. Baktım millet milliyetçiliğini dökmüş yine noktalı noktalı. Ben de ‘Türkiye kalbimizde değil aklımızda dursa vatana millete daha hayırlı’ diye yazdım. ‘Çattı bir deliye’ hissiyle ekşidi oğlan. Belki arkamdan silmiştir bile yazdığımı. Çok şeker bişiy olmasaydı gerçekten çatmış olacaktı ama bu 80 sonrası doğmuşlardaki güzellik artışı karşısında ben de üç noktalanıyorum bazen. İdare edin.

Sözümün bittiği yerde mikrofonu resimlere bırakıyorum. Üç nokta niyetine bir kısa fotoroman size. Yorumu da sizin hem de. Hislenelim hep beraber.

Şövalye buzdolabına harfli magnetlerle şunları yazmıştır geçen gün:












Hafiye de sevgi selli bir anında şöyle bir ekleme yapar buna:











Bir gün Düella eve uğrar:










Herkes ayakkabılarını edebiynen çıkarıp bir duvar dibine iliştirirken Düella postallarını fırlatı fırlatıvermiştir:












Buzdolabındaki ifadeleri gören Düella mevcut güzelliği bozma pahasına kambersiz oluşumu engeller:











. . .

4 yorum:

Adsız dedi ki...

İtiraz ediyorum sayın seyirciler!!!Şu yazıyı okuyan benim aşk böcekleri arasına ittir kaktır kendimi soktuğumu sanır.

Fotolara karşılık telefonuma düşen Hafiye mesajları:

2/12/07, 18:08
('Sana geliiiim mi' sorusuna 'Yok' demişim)
Hafiye: Şövalye bir süre seninle görüşmezsek değerimizi anlayacağını söyledi.

2/12/07, 18:14
(Yırttık diye seviniyorum. Hehe)
Hafiye: Sana uğrayalım diyordu bizimkisi. Seni özlemiş. Sonra gitmeyelim olunca şişti falan

(Tabii ki ben de yine yelkenler indi, buyrun dedim en sonunda).

5/12/07, 00:04
Telefonum log tutmuş. Seni son bir ayda 60 kez aramışım. Şövalyeyi 59 kez. Kıskandı.

Son günlerde dostluk üstüne çok düşünüyorum: Hastalansam böbreğini kaç kişi verir (Pazar günü Nip/Tuck seyredenler anlamıştır hikayeyi)?

Bundan sonra ne kadar böbrek, o kadar köfte... Hafiyecan bana böbreğini vericen mii?

özlem

Hafiye dedi ki...

Sana bütün iç organlarım feda olsun.

murtaza dedi ki...

ve iste ozlem'in blog'a doydugu an.

ozlem dedi ki...

lafla karin doyar mi murtaza?

o bobregi istiyorum. iste o kadar:)