Cuma, Nisan 28, 2006

Yalnızlık vs Yalnızlık

Öyle hoppadanak yeni bir dil öğrenebilen insanlardan değilim. Bir dili yarım yamalak konuşmaktan hoşlanmasam da yarım yamalak da olsa okumaya uğraşırım hep. Kelimelerin ekleri, kökleri, nereden icabetmişliği, varsa hikayesi falan çok heyecan verici gelir bana. Hangi dil diğerinden daha zengin münazaralarına da bayağı ilgi duymuştum vaktiyle. Her münazara gibi 'duruma göre değişir'di cevabı. Dilin çıktığı kültür nelere yoğunlaştıysa, nelerle uğraştıysa o durumlara ait kelimeler zenginlik kazandı. Diğerleri birer kelimeyle geçiştirildi. Buna dair Eskimoların 'kar' için, Bedevilerin 'kum' için yüzlerce değişik kelimesi olduğu klasik örneğini kullanabiliriz.

Amerika'da yaşantim günlük muhabbetin ötesine geçtiğinde karşılaştığım kelimelerin detayları ifade etmekteki ustalığı ilgimi büsbütün artırdı. Buraya has olan şeyler ana kültürüme taban tabana zıt olduğundan İngilizce kelimelerin çeşitliliği benzer Türkçe kelimelerinkinden çok daha fazlaydı. Amerika'ya has yalnızlık vardır mesela. İki kelimedir burada yalnızlık. Solitude ve loneliness. Solitude'da içsel bir tatmin söz konusudur. Yalnızsınızdır ama ruhunuz dingindir, dinlencededir. Çok yoğun iş günlerinden sonra ıssız bir yere gittiğiniz tatil gibidir. Yalnız olmaktan keyif alma halidir. Loneliness'da ise içsel bir boşluk vardır. Acılı, isteksiz ve depresifsinizdir. Hiç kimse sizi önemsemiyor gibidir. Yalnız olmaktan mutsuz olma hali vardır.

Şimdi de bu yüzden Marquez'in baba romanına taktım. Orijinal İspanyolcası Cien Años de Soledad olan roman Türkçe'ye 100 Yıllık Yalnızlık şeklinde çevrilirken İngilizce ismi 100 Years of Solitude'dur. İspanyolca bilmiyorum ama sordum öğrendim. İspanyolca'da da kötü ve iyi yalnızlık ayrımı yok. Türkçe gibi. Samimi kültürlerde bu ayrımın olmadığını tahmin ettiğim üzere. Bu durumda romanın İngilizce başlığı bana sanki Karayipler'de bir adada yalnız başına, stresten, sehrin gurultusunden uzak kitap okuyup, margarita içmek şeklinde bir ruh dinlencesini çağrıştırıyor. Oysa ki roman körlükten iç boşluğuna kadar, huzura kavuşamayıp hayalet olup hortlayışa kadar yalnızlığın her acı turunu (loneliness) sunuyor okuyucuya. En azından bana. Belki de romanda iç huzurlu bir kopuş vardı da ben anlayamadım. Bilmem ki.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Kelimelerin uzunluklari da ilginc bilgiler icerebilir gibi geliyor. X dilindeki bir kelimenin uzunlugu ile o dildeki kullanim sikligi arasinda kabaca da olsa ters bir iliski olabilir belki; cok sik kullanilan kelimelerin zaman icinde kisalmis olmalarini beklemek mantikli geliyor. Belki dile yeni girmis kelimelerden cok, daha "olgun" kelimeler icin vardir bu turden bir iliski. Farkli "yas gruplari"'ndaki kelimeler icin kullanim sikligi/kelime uzunlugu grafikleri cizsek belki ilginc bir seyler cikar...

Peki bu baglamda, Ingilizce'nin "four-letter word"'lerinin Turkce karsiliklarinin iki-uc harfli olmalari bize ne soyluyor?

Benim Gizli Bahcem diye bir kitap vardi; kadinlarin cinsel fantazileri toplu gecidi. Cevirisi o kadar kotuydu ki eglenmek icin, "bakalim simdi ne yumurtlayacak cevirmen" diye okunabiliyordu. 'Horny' olmus 'boynuzlu', vb.. Benim en cok guldugum orneklerden biri sevisirken birbirlerine "dort mektup kelimeleri" soylemeyi seven ciftler idi...

Hafiye dedi ki...

Ya evet. Bu kotu ceviri olayi ayri bir olay. Ben de CNBC'deki altyazi cevirilere bakiyorum hep. Genelde fena degil, allahi var.
En son " a big 'if' " dedi kahraman. Asagida, "kocaman bir 'eger'" diye gecti. Yani..ben olsam "koca bir soru isareti" ya da "cok buyuk bir varsayim" falan derdim.

Yanisira Amerikalilarin 'love' kelimesine de sanki ayipci bir seymis gibi "L-word" demelerine de kilim. "F-word" gibi. Her yere girdim ciktim simdi. Ne dedigimi bilmiyorum. Bunu bilahare toparlayacagim.