Perşembe, Ocak 25, 2007

Fişler ve Şişler

Ailecek 'çok yuvarlanma'dan 'hiç yoktan hır çıkarma'ya uzanan geniş spektrumlu ruhiyatımızı doya doya yaşadığımız kış aylarımızın oturma odasında ne zaman belirirse o zaman bilirdim ki evden kaçma zamanıydı. Beliren ne? Üstü kahverengi formika kaplı, demirden çitlembik bacaklı bir yazlıkçı masası. O kadar bu mevsime ait değildi ki açıldığında yazdan kalma kumlar bile serpilirdi halıya. Peki neyin habercisiydi bu masa? Vergi iadesi için yazılacak fişlerin! Arkasında babamın bıyık altı otoriter suratı. Haydi kızım, marş marş.

Annecim, benim sınavım var! Ödevim de var! Yalan. Sömestr tatili olurdu zira. O zamanlar bilgisayar da yok. Bileğine kuvvet yaz babam yaz. Turan Manifatura. Nehir Kundura. Öz Gıda. Oğul Giyim. Şen Kasap. Alt alta yaz ve topla bir de. Benden daha özürlü hesap makinesi kullanan yoktu; hala da olduğunu sanmam. Mesela en son hangi rakamı girdiğimi unuturum. O zaman beşer beşer toplıyim. Yok, üçer üçer daha rahat. Tuh, toplamayı bıraktığım yerin işaretini unuttum galiba. Haydi baştan. Ayy, yanlışlıkla MC tuşuna bastım. Bişi mi sildim demek bu? Öyleyse ne? Offff.

Birkaç gün o masa ve üzerinde o malum fişler, kardeşin üzerlerinde gezinen meraklı elleri ve annemin 'hadi bitir artık'larına rağmen mızıklarım ve babamın umursamazlığıyla kalırdı ortada. Sonuna doğru da illa bir kavga çıkardı. Öyle ya da böyle biterdi ama fişleri yazmam kaydıyla bana vaadedilen vergi iadesi tutarı da yalan olurdu. Harçlığıma bir zırnık iade eklenmemiştir zira.

Fişler gider masa gitmezdi yalnız. Masa, oturma odasının bir parçası olur, TV karşısında ödev yapmanın keyfine varılırdı. Çok uzamadan, okullar açıldıktan en geç bir ay sonra kalksa iyi olurdu yalnız. Aksi takdirde babam bu sefer ilk yazılılarını bana çakardı. Cevap anahtarı burda. Oku bakayım şunları. Kurşun kalemle mizan cetvelleri çizilmiş, karga burga doldurulmuş, paket lastikle tutturulmuş beş rulo çizgili parşömen. Ne anlar 10 yaşında bir velet muhasebeden? 21 yaşında işletme okurken de anlayamadım zaten. Mazimdeki travma yüzünden her muhasebe dersinden çaktım. Tek ders mek ders, ancak öyle bitirdim okulu.

(Uzun lafı gene kısaltamadım. Bayılanlara selametle. Zaten 'donsuz kadın resimleri'ni gugıllayıp her ne hikmetse buraya düşen 20-25 kişiden başka hepi topu üç, bilemediniz beş tirajlık bir blog bu. Onların da keyfine uyamıycam)

Neyse işte, sonu her daim işkenceyle biten fiş doldurma işlemlerinden baba evinden çıktığımdan beri uzaktım. Zaten Amerika'da yoktu bu işkence; fakat kahretsin Joe, ucundan gene yakalandım. Bu sene sonmuş. Ne de olsa excel çıktı, mertlik bozuldu sanmıştım. Yanılmışım. Yıllar içinde paslanmışım. Ne iadeye geçiyor, ne geçmiyor, bilmiyorum bile. Vaktinde de pek başarılı sayılmadım zaten. Babamın zarflarında hep hata çıkardı. Şövalye girdi benimkileri excele sağolsun.

Ha, fişlerin sıralı olmaları gerektiğinden bile bihaber Hafiye, tuttu onları dağıttı mı bi güzel excele girildikten sonra? Öyle verilmezmiş diye de günlerce süründü fişler sehpanın, büfenin, buzdolabının üstünde. Babaevi repeat. Son gün Düella da geldi. Bir tutam fiş verdiler elime, diz tarih sırasına diye. Sadece ay sırasına dizmem gerekiyormuş. Ben gün ve saat bile kastım. Meğer Düella'da da varmış ayrı bir tutam. Önce ayrı ayrı aylara bölecek, sonra ayları birleştirecek en sonunda günlere dizecekmişiz. Ben kafadan günlere dizdiğim için yeniden gene aylara bölmem gerektiği bi yana, dalga da geçtiler.

Madem öyle, işte böyle ben de domuz gibi oturdum. Elimi bile sürmedim. Oradan alacağım 350 yetele'ye de lanet olsun. Şövalye bozuldu. Hiç ilgilenmemişim diye bu sefer o domuzluk yaptı. İşin yoksa bir dolu numarayla gönlünü almaya çalış. Tam alıcam, bir laf ediyor, ben bozuluyorum. Bu sefer o uğraşıyor. Ben domuz. Sonunda hır da çıktı. Babaevi repeat 2. Offff.

Yani. İki sonuca vardım.
Bir. İnsanın yetiştiği ortam geleceğine dair ipuçları veriyor.
İki. Bu fişler insanı şişler.

3 yorum:

alex dedi ki...

uc bes tirajlik midir bilmem ama ben surekli takip ediyorum yani. Hani "ellerine saglik", "yureginden yazmissin", "hepimiz Adanaliyiz, hepimiz Hafiyeyiz" gibi komentler yazmiyoz diye bozulma kizim sen de hemen, aaaa, cik cik cik, hic yakistiramadim.

Adsız dedi ki...

Hafiye, ufak tefek de olsa typolar var, hic sen gibi degil. Sen bizi baska bi blogla aldatiyorsun galiba. Itiraf et. Nerede o blog? Actim dedin zaten, agzindan kacirdin. Biziz kizim senin asil okuyucun.

Gerci boyle typolu falan olunca daha mi sicak bir hava olmus? O blog her kimse iliskimize yaramis deyip gecsek mi?

Adsız dedi ki...

Yazilarinizi begenerek okuyorum hafiye teyze. Ben liseye gidiyorum ve ideyalim ilerde sizin gibi bagimsiz bir is hanimi olmak. Bende Adanaliyim. Tirajinizin dusuk olmasina cok sasirdim. Bizim siniftaki bir iki arkadasimada gostericem yazdilarinizi. O zaman daha cok okuyucunuz olur. Bence siz Ataturk'un hayal ettigi modern cumhuryet kadini tiplemesinin guzel bir ornegisiniz. O yuzden size cok imreniyorum. Bende Amerika'ya gitmek istiyorum. Neler yapmami tavsiye edersiniz? Yurkdisinda insan cok yanlizlik cekiyor mu? Universitelere nasil basvurulur? Bu konularda yazarsaniz, benim gibi genclere cok yardimci olursunuz ve tirajiniz cok artar diye dusunuyorum. Basarilarinizin devamini diliyorum.