Çarşamba, Mayıs 09, 2007

Bu Postadan Sonra Sabun Köpüğüne Devam

Kadrolaşma da (dini ya da maddi her türlü) istismar da her hükümetin başımıza açtığı bir bela. AKP iktidara geldiğinde kadrolaştı da daha öncekiler kadrolaşmadı mı? Ne AKP yanlısıyım ne CHP ne zırt ne zurt. Oyuma değecek bir tane parti yok ortamda. Birileri de buna üzülsün, buna takılsın. Kimseyi aşağıladığıma inanmıyorum burda. En sevdiğim insan da mitinge gitti zaten. O kadar demokratız ki kimse kimseye bir şey demedi. Yok. Dedik aslında biraz. Ben cimbit cimbit konuştum. O da bana 'laboratuar demokratı' dedi gitti. Ama giderken öptü. Ben de kafasına güneş geçirtmemesini tembihledim madem. O benim tatlı bebim. Hem canım isterse türban da takarıııım, tesettür de yaparım--ki geçenlerde bunu fişteklediler de Etiler Starbucks gibi "modern" bir Türk ortamında kafama eşarp bağladım oturdum. Yanımdakilerin rahatsızlığı süper eğlendirdi beni. İyice deşesim gelir benim bu huzursuz halleri. Ay, dayanamam, çok eğlenceli.

Hiiiç başka bir şeye değinemeyeceğim. Bildiğim kadarını söyledim zaten. Gerisini siyaset bilimcilere bırakacağım..ama siz her kim anlıyor kabul ediyorsanız halden ona endişelerinizi dökersiniz artık. Ben bu memleketi daha fazla tanımak istemiyorum zira son olaylar bana bir sınıf savaşının ve demokrasi bilinçsizliğinin utancını yaşatıyor...aslında herşeyin bilinçsizliği hakim burda. Siyaseti geçtim. Sanat bilen de yok. İş bilen de. Böyle haybeden nasıl oluyor da bu binalar dikili kalıyor, bu uçaklar uçabiliyor, bu elektrikler çalışıyor, sular akıyor, ben anlamıyorum. Konuştuğum kimseden tat da almıyorum. Herkes (yani "biz modernler") aynı tatta çünkü. O tat da baygınlık veriyor bir süre sonra. Böyle asosyal, evimden çıkmaz, TV seyretmez, gazeteleri de alay etmek için arada bir okuyan bir yabaniye dönüştüm. Herkes sarışınlaştırılmış, herkesin beyni boşaltılmış, herkes Bodrum'da, herkes bihaber ama yine de herkes en doğrusunu bilir. Sadece üç beş kişiye indirgedim memlekete dönüşümü. Onlar için dönmüştüm. Onlarla bir huzuruz. O kadar. Haa. Ya sev ya terket'ler başlar şimdi. O da ne muhteşem geyiktir ama.

Bu yazıyı da çok sevdim ayrıca:

'Yalnız değilmişim Atam; dekolte tişörtümü beğendiniz mi?' - Perihan Mağden
Keşke ben de Kemalist Dininin bir mensubu olsaydım. Her daim vesayet altında bir çocuk gibi yaşasaydım.
O zaman Anıtkabir'in mermerlerine başımı dayar, bi yandan mermerleri öperken iki yandan 'Çok yalnızım Atam!' derdim.
Mozoleden ses gelirdi: "Yalnız değilsin! Kendini benim vekilim telakki eden Büyükanıt paşan, kendini benim partimin başı kabul eden Baykal amcan, senin gibi hissseden yüz binlerce demokrasi özürlü kardeşin var."
Bu cevap üstüne ben de hemen deseni ay yıldızdan oluşan dekolte/streç bir tişört edinir, bayrak temalı kepim, 'de' ve 'da'ların ille de ayrı yazılamadığı pankartlarımla Çağlayan'a akardım. Orda Alara Uzan'ı alkışlayan mitingçilerimle bütünleşir "Yoksa bu milletin müstehak olduğu lider Cem Uzan mıdır? Konuşurken dişleri uzuyor Kırmızı Başlıklı Kız'daki kurt gibi: ne güzel!" diye düşünerek evime dönerdim.
Pazartesi sabahı, evimin en yakınındaki pastanede 2 mitingçi hanımefendi beni tanıdılar ve allem edip kallem edip bir gün önce katıldıkları Çağlayan mitingine sözü getirdiler. Ben 1 şeyler söyledim: Makûl ve mazbut şeyler. Yalnızca yazılarımda aşırı olabiliyorum.
Esas Hayat'ta çok korkuyorum insanlardan. Onların görüşlerinden.
Hanımefendilerden biri korkumu haklı çıkardı: "Haklısınız, Perihan hanım da; bizim milletimiz eğitimsiz bir millet. Gelsin, Askeriye yönetsin bizi," dedi.
GELSİN ASKERİYE YÖNETSİN BİZİ! O nümayişlerden çıkarılacak 'ceviz' budur!
***


Şimdi saadetten yeni parlatılmış Reşat altını gibi (Cumhuriyet altını mı demeliyim?) parlayan Deniz Baykal'ın nasıl bir demokrasi tıkacı ve manipülasyon şehzadesi olduğunu her akşam ana haberlerde izlemek ve ömrümde gördüğüm en karizma yoksunu kişilerden olan Zeki Sezer'le 'birleşip' birleşemeyeceklerini izlemek kaldı geriye.
Bu müthiş 'sol' partiler birleşsin de Tandoğan/Çağlayan mitinglerine katılan 'Akacak bir mecra bulduk Atam' isimli kalabalık demokratik tepkilerini sandıkta dillendirsinler; değil mi efendim?
"Yazlıkta değil, sandıkta!"
Artık '367 Kuralı' sayesinde Meclis'ten cumhurbaşkanı çıkarma olanağımızı sonsuza dek (Türk Sonsuzu: şu sıralarda, demek oluyor) kaybettiğimize göre ve bu Baykal, bu Erdoğan parti içi demokrasiyi pek tabii ki inşa etmeyeceğine, yüzde onluk baraj pek tabii ki kaldırılmayacağına göre-
22 Temmuz'daki seçimden nur topu gibi oylarını arttırmış bir AKP çıkar; e o zaman da internetten muhtıralanmakla kalmayız. Kadiri Mutlak Askeriyemiz'in 'ge' planı devreye girer. Zira verdikleri 'işaret' doğrultusunda hareket edebilecek 'seviyede' değil madem milletimiz.
"Buyrun Paşam: açık açık idare ediniz!" Erman Toroğlu.

17 yorum:

Gozde dedi ki...

Hafiyem ya, canim ya, Perihan Magden'i ornek vermeseydin bari ya. Offff be anacim. Perihan f***ing Magden ya! Radikal ya! Aglamak istiyorum yaaaaaaaaaaaaaa!

ali c. dedi ki...

sekilci olmayalim arkadaslar...hey pansiyon ne ne var, ne yok? telefon ettim acmadin...bak blog nasil yapilirmis ogren, senin blogda sinekler ucusurken, pireler ziplarken burada her turlu attraksiyon var. sen bu rating'i yakalayamadin iste, demek ki neymis bazi seyleri de senden iyi yapanlar varmis, artik ayaklarin yere bassin, hayatin gerceklerini gor...

Adsız dedi ki...

Ooofff. Cok takdir ettim! Ben Turkiye'ye gelince, turban takip beraber tum ciks mekanlari gezelim mi? N'olur!!! Till "Ben de haci sakali birakirim diyor".

trak dedi ki...

Sevgili Hafiye,

Su anki kadrolasmanin tarzi ve yogunlugu konusunda bilgi sahibi misin? Onceki durumlarla karsilastirma yapabilecek kadar yakindan takip etme olanagin oldu mu? Olmadiysa, "simdi oluyor da eskiden olmadi mi" seklinde (refleskif sayilabilecek) argumanlar kullanmak yerinde, konu hakkinda yorum yapacak kadar bilgi sahibi olmadigini soylemek, ve seni bu konuda sorgulayanlara konu hakkinda neler bildiklerini sormak daha saglikli bir yaklasim olur gibi geliyor bana.

Rusen dedi ki...

Nasilmis memlekete donmek? Ayari aldin di mi kultursuz kokoslarin arasinda?

Hic isim olmaz benim..

Adsız dedi ki...

Sevgili Hafiye,

Son zamanlarda, hiç iyi hissetmiyorum kendimi, içimde kötü pis bir his var, malum güncel konular açılınca üstüme karabasanlar çökmeye, içim şişmeye başlıyor, gazete okuyamaz, tv seyredemez hale geldim. İnsanlarla konuşamıyorum, anlatamıyorum derdimi, anlamıyorlar, anlamak istemiyorlar, edilen lafların, yapılan işlerin acınası tutarsızlığından dem vurunca hemen AKP ci olarak sınıflandırılıyorum. Oysa, AKPnin atadığı yöneticilerden neler çektim, çekiyorum, kendileri konformist konformist "giden ağam gelen paşam" yaparken, ben yönetim anlayışlarını eleştirdiğim için başıma gelen olmadık saçmalıklarla uğraşıyordum, o zaman hiç de AKP karşıtı değillerdi... Bak işte gene içim şişti. Neyseee! Siz yazmaya devam edin lütfen, çünkü sizin ve bir elin parmaklarını geçemeyecek sayıdaki bloglar olmasa okuyacak bir şey bulamayacağım!!

Kubilay dedi ki...

Hafiye'cigim,
Yorum yazmayali cok olmus, bir tane de buraya yazayim...
Ha agzinla, elinle, klavyenle bin yasa... Icimizden gecenleri kelimelere dokuyorsun... Bugun AKP icin elestiri konusu olan seyleri diger partiler bugune kadar yapmadi mi. Bu yuzden Turkiye'den 15-20 tane dolar milyarderi cikarken biz fakir bir ulke olarak kalmadik mi? Neydi o zamanin yiyicileri, torpillileri, kadrolasanlari, bankamatik memurlari laikti, yada en azindan oyle gozukuyordu, bugunkuler laik degil sakalli, biyikli... Valla hangisi daha iyi derseniz, bence ikisi de ayni, ben ikisinin arasinda da yapamam, o yuzden donemiyorum zaten Turkiye'ye ve galiba bir turlu Turkiye'de girecek bir delik bulamayacagim icin donemeyecegim omrumun sonuna kadar da...

Turkiye'deki sistem sorun olan, Turkiye'ye 5 yil icin diktator seciyoruz. Milletvekili dokunulmazligindan, ozel emeklilik, renkli resimli pasaportlara kadar varan bir imtiyazlar zinciri ile... Bunu bugun herkes AKP icin soyluyor, ben Ciller zamaninda da soyluyordum ama o tabii sistemi tehdit etmiyordu guya, sadece ulkeyi 100 milyar dolarlik bir ektra borcun icine sokup yalisina dondu...

Hangisini secersen?

Su an benim yorumu post edebilmem icin girmem gereken kod: "cirkhi"

Galiba ortada bir seylerin 'cirkhin' oldugunu soylemeye calisiyor...

Kubilay dedi ki...

Hafiye'cim,
Dedim ya ozlemisim okumayi, yazmayi.
Ben de bir alinti yapayim Zulfu'den
Umarim Gozde buna da 'Offff' cekmez...

12 Mayis Cts - Vatan

Zülfü Livaneli
Türk Siyasetinde 'Sedef Adası sendromu'

Hiçbir konuda anlaşamayan Meclis’te 429 milletvekili, bir konuda oylarını birleştirdi: Bağımsız adayların birleşik oy pusulasına konması konusunda meclis çoğunluğu bir “konsensüs” sağladı.

Bu ne anlama geliyor, niçin bu kadar önemli? Anlatayım:

Güneydoğunun kuş uçmaz kervan geçmez mezralarından birinde oturan, hayatın sillesini yemiş yaşlı bir kadın düşünün.

Devlet, gelişmiş bir devlet gibi davranmadığı ve üstüne düşen yatırımları yapmadığı için kadıncağızın ömrü yoksulluk içinde geçmiş. Kıt kanaat çocuklarını büyütmüş. Devlet, görevi olduğu halde onu okutmamış, okuma yazma öğretmemiş, hatta Türkçe konuşmasını sağlayacak hizmeti bile götürmemiş.

Kadıncağız şimdi sandığa gidecek, belki de desteklediği bağımsız bir adaya oy atacak.

Devletin birinci görevi, bu yurttaşının istediği kişiye ya da partiye oy vermesini sağlamak ve bunun için ona hizmet götürmek değil mi?

Değil!

Yukarıda saydıklarım saygın demokrasiler için geçerli ama Türkiye’de işler başka.

Meclis toplanıyor; 429 vekil kuyruğa dizilip kulübelere giriyor ve bu kadıncağız istediği kişiye oy veremesin, aklı karışsın, mührü yanlış yere bassın diye yasa çıkarıyor.

Yani 429 vekil bu kadına demek istiyor ki: “Ey yurttaşım, sen Kürt kökeninden geliyorsun. Kimi seçeceğine sen karar veremezsin, ben karar veririm. Senin aklını bir karıştırayım da gör bakalım.”

Bu karar sonunda yaşlı kadın mührü ters yere basacak ve oyu başka partilere yönlendirilmiş olacak.

Oysa ben devletin görevinin yurttaşının oy vermesini kolaylaştırmak için önlemler almak olduğunu düşünmek istiyordum.

Tersi oldu.



***

Türkiye’deki rejimi adı “demokrasi” değil, “demokrasicilik oyunu”dur.

Bu yüzden “milli irade” falan diye yazı yazan liberallere gülüp duruyorum.

Geçen seçimlerde 4.5 milyon mükerrer oy kullanılmış, zamanında çöplüklerden oy toplanmış, sandıklar kaçırılmış, yüzde 10 barajları yüzünden oyların yüzde 45’i çöpe gitmiş, bunun sonucunda ortaya halkın ancak yarısını temsil eden kanadı kırık bir meclis çıkmış; biz de buna kalkıp “demokrasi” diyeceğiz.

Halk yürüdüğü zaman ise “Aaa demokrasiye müdahale ediliyor!” diye bağıracağız.

Eğer bu rejim “demokrasi” ise Fransa’dakinin adı ne?


***

Son seçimlerde yüzde 10 barajının Türkiye’yi ne büyük kargaşaya sürüklediğini hep birlikte gördük.

Ne temsilde adalet sağlandı, ne de yönetimde istikrar.

AKP, oyların üçte biriyle Meclis’in üçte ikisini ele geçirince de başladık AKP’yi nasıl indiririz hesapları yapmaya.

Kimse düşünmüyor ki barajlar yüzde 10 olmasaydı ne AKP bu güce erişecekti ne de Türkiye bugünlere gelecekti.


***

Ben Türk siyasetindeki bu garipliğe “SEDEF ADASI SENDROMU” diyorum.

Nedenini anlatayım:

İstanbul’daki güzelim Sedef Adası bir martı yuvasıdır. Martılar burada yumurtlar ve neredeyse adanın tek sahibi gibi davranırlar.

Bu da orada oturan insanları rahatsız eder.

Bir dönemde ada sakinleri, martıları azaltmak için, onların bıraktığı yumurtaları yiyecek tilkiler getirip adaya saldı.

Gerçekten de tilkiler sayesinde martıların sayısında büyük bir düşüş oldu.

Ama bu sefer de ne oldu biliyor musunuz: Yılanları yiyen martılar azalınca, adayı yılan bastı.

Evlerden yılan çıkmaya başladı.

Korkuya düşen ada sakinleri martı sayısını tekrar artırmak için elde tüfek tilki avına çıktı.

Adaya yerleşen ve çoğalan tilkileri yok etmek için gece gündüz av düzenlediler.

İşte “SEDEF ADASI SENDROMU” bu.

İşlerin doğal akışına bir yerden müdahale ettin mi hiç beklemediğin sonuçlar çıkar ve bozduğun dengeyi bir türlü geri getiremezsin.

Ne yazık ki bizim siyasiler bu olaylardan hiç ders almıyor ve yine bin bir tilkilik peşinde koşuyor.

Olmayınca da tüfeğe sarılıyor.

:::::::::::::::::::::::

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&tarih=12.05.2007&Newsid=119203&Categoryid=4&wid=5

Gozde dedi ki...

Yok Kubilay ona Offf demem cunku o Zulfu Livaneli oburu Perihan Magden. Insanlarin tek yazdiklariyla vermiyorum notunu merak etme.

Livaneli'nin yazdiklarina kesinlikle katiliyorum. Utanmadan cok buyuk basariymis gibi "Meclis DTP icin birlesti!" diye baslik atiyor Hurriyet. Kurt kokenli vatandaslarin mecliste temsil edilmesi lazim. Cok iyi is yapmislar gibi birbirlerini high-fiveliyorlar, bak nasil birlestik diye.

>Türkiye’deki rejimin >adı “demokrasi” >değil, “demokrasicilik oyunu”dur.

Ben de hep bunu diyorum basindan beri. Turkiye'de demokrasi yok, simdi AKP isine gelince demokrasi savunucusu oldu ben buna karsiyim. Ve onumuzde Iran gibi 15-20 senede bu hale gelmis bir ulke varken "aaaa, olmaz ama demokrasiye uygun hareket ediyorlar" diye bu mollalarin savunulmasini anlayamiyorum. Ulkede kadin-erkek diye vezne ayirimi yapan bu insanlari basimiza getirirsek ne olacak diye kimse dert etmiyo mu ya?

Ulkede demokrasi YOK!

Ben Turkiye'ye donucem ve donebilecegim bir ulke kalmasini istiyorum. Oyle uzaktan baktigin gibi kotu degil memlekette durum.

Ben de "daohx" yazdim yorum sizin...

Hafiye dedi ki...

Bir yazarın yazdiklarini bir gün begenebilir, öbür gün beğenmeyebilirim. Her kim olursa olsun. Ben ortaya çıkan işi değerlendiriyorum. Aslında bu durum son günlerdeki olaylara bakışımın ve diğerlerinin bakış açısının da bir benzeri başlı başına. Kişiselleştirmiyorum özetle.

Neyse işte Perihan'ın her yazisini ben de sevmeyebiliyorum ama bu son günlerdeki olaylarda hemfikiriz kendisiyle. Hepsi bir yana ben üslubunu da çok eglendirici buluyorum.

AKP yanlısı değilim. O da değil zaten. AKP'nin başına gelenler demokrasi sorgusu uyandırıyor bende, evet. Ama demiyorum ki onlar demokrat. Cumhurbaşkanlığı seçimleri kadar ifade ozgurlugunu engelleyen 301. maddeyi kaldirmak icin ugrassalardi, secim barajini kaldirmak icin ugrassalardi mesela, o zaman diyebilirdim ki bunlar demokrat. Sonucta ben demokrasi bilincsizligine kiziyorum toptan. AKP ne kadar bilincsizse mitingciler de o kadar bilincsiz.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=221085

Adsız dedi ki...

Hafiye, "AKP ne kadar bilincsizse mitingciler de o kadar bilincsiz." buyurmuş -- bari mitinglerden birine gitmiş olsaydı. "Ne şeriat ne darbe" şiarıyla yola çıkan kitleye de bilinçsiz derseniz değil Türkiye'de, İsviçre'de hatta Çin-ü Maçin'de de demokrasi bulamazsınız siz.

insafınız kurusun...

bir de bunu okuyun bakalım:

http://www7.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=118943&Categoryid=4&wid=108

BY

Kubilay dedi ki...

BY hocam,
Halk mesaji verdi mitinglerde de o mesaji kim alacak, aldiktan sonra ne yapacak?

CHP+DSP yada DP Turkiye'nin basina gelse bunlar gercekten Turkiye icin iyi alternatifler mi? Sandikta AKP'ye alternatifler ama Turkiye icin gercekten imrenilecek alternatifler mi. Al birini vur otekine ha Baykal ha Agar, ikisi de derin burokratik devletin askerleri...

Necati Dogru, (yine Vatan'da yazan Mustafa Mutlu falan gibi) gecmiste Cem Uzan'in parali askerligini yapmis gazeteciler. Bunun gibi yanar doner adamlar ruzgar nereden eserse oraya doner, bunlara bel baglama derim...

Aslinda benim bu secimde korkum Cem Uzan. Gecen secimde yurt capinda %7 oy aldigi icin hafife alindi, pek fazla dikkat cemiyor diye dusunuyorum ama ben bu adamdan fena halde cekindigim icin il il nerede ne kadar oy aldigina bakmistim. Ege ve Bati Anadolu'da AKP'nin oy alamadigi yerlerde %10-15 civarinda oy almisti. Gecen gun bir gazete Izmir'de %17 oy aldigini yaziyordu. Ben bu secimde CU'nin AKP'nin alternatifi olmasindan korkuyorum acikcasi. Yarin sandiklar acildiginda AKP'yi arayabiliriz. Gelen gideni aratirmis...

Gozde dedi ki...

Hafiyecan biliyorum AKPli olmadigini :-)

Cem Uzan gelirse herkese 1 ev, 1 araba, OSS kalkacak, vergiler kalkacak vs. Ah naif halkim benim ahhh. Allah dilinden alsin diyorum Kubilay ama gecen secimde ben de sok olmustum.

Neysem, benim bitti soyleyeceklerim. Zaten memlekette su an daha onemli bir mesele var. FB 1-2 Trabzonspor ve Bursa 2-0 BJK :-)

Operim hepinizi,
Koste

alex dedi ki...

Cok guzel yorumlar cikmis ben gormeyeli. Aslinda herkes hemfikir gorunuyor. Mesele Kubi'nin de belirttigi gibi "alternatifsizlik" ne yazik ki. Tanri bu ulkeyi CU'dan korusun diyorum. Yagmurdan kacarken hortuma tutulmak gibi bisey olur bu. "Sehrazat 1 YTL olacak"mis, dogru mu Kubi? :)

PS: Mitinglerdeki pankartlar sonunda beni de yaralamaya basladi Hafiye. Pankartlari birak Hurriyet gibi Haberturk gibi internet siteleri de yazim hatalari ile dolmaya basladi! Secimlerle, turbanla vs. ile ugrasmaktan, bakalim egitim sistemine sira ne zaman gelecek.

GOZDE dedi ki...

Ben son bisey soyliycem:

SAM-PI-YON FENEEEEEEEEEER! EN BUYUK FENEEEEEEEEEEEER!

Bora Y. dedi ki...

amaaaaaannnn, ben mi kurtarıcam ayol memleketi -- seçin anasını satiim Abdullah Gül'ü cumhurbaşkanı, getirin AKP'yi iktidara tek başına, uygulatın ılımlı İslam'ı ve BOP'u. yakışır necip milletime.

BY

not-1: sevinmemekle birlikte lig kupasını en çok hak edenin alması dolayısıyla Fener'e tebrikler.

not-2: BÜ'de Isabelle Hubbert günleri varmış... 14-23 Mayıs, artık Allah ne verdiyse. tek sorun tüm gösterimlerin haftaiçi olması. baa-aayyy!

İbrahim Ters dedi ki...

biraz damdan düşer gibi olacak gerçi ama bu konulara farklı bir bakış açım var benim

türkiye'de politikayı ideoloji maskesi altına gizlenmiş çıkar grubu çatışmaları olarak görüyorum. her parti belli grupların ekonomik çıkarlarını gözlüyor, her parti belli bir burjuvazinin çıkarlarını kolluyor, ama hiçbiri alt sınıfın ve emekçilerin çıkarlarını gözetmiyor. bu dediğim özellikle CHP için geçerli bir durum. CHP, büyük şehirlerde ve kıyı şehirlerinde yaşayan, en az iki kuşaktır şehirli ve orta veya üst sınıfa mensup cumhuriyetçi türk burjuvazisinin çıkarlarını kollayan bir parti.

bir zamanların Demokrat Partisi, şehirli burjuvazi partisi olan CHP'ye karşı muhafazakar köylülerin(ve pek tabi ki CHP zenginlerinin saltanatına son verip ülkedeki zenginlikten pay almak isteyen köyden çıkma zenginlerin) çıkarlarını savunuyordu, fakat son yıllardaki inanılmaz hızlı kentleşme nedeniyle D(Y)P bu tabanı ve ondan doğan gücü kaybetti.

AKP ise DP'nin kentleşmeye kaybettiği geniş kitleye oynuyor. fakat AKP'nin bunu yaparken esas amacı çoğunluğu ekonomik olarak alt sınıftan olan bu insanların hayatını düzeltmek veya onlara çeşitli haklar tanımak değil, eğer öyle olsaydı AKP'nin sosyal reformları göstermelik olmazdı. AKP tıpkı zamanın DP'si gibi, yeni bir şehirli ama muhafazakar anadolu zenginleri sınıfının çıkarlarının savunucusu. buna ilaveten liberal ekonomik politikalarla ülkedeki ve ülke dışındaki diğer sermaye sahiplerini de hoş tutmaya çalışmakta. fakat AKP de bütün varoşlara hitap eden imajı ve sözde sosyal reformlarına rağmen eninde sonunda belli bir burjuvazinin partisidir.

yukarıda bahsettiğim bu üç partinin ortak özelliği hepsinin belli bir çıkar grubunun partisi olup hiç birinin yüzde 20'si fakirlik sınırının altında yaşayan ezilmiş ve fakir halkımızın çıkarlarını gözeten bir parti olmamasıdır. hepsi halkın ezici çoğunluğu olan ezilen sınıfı korkuya dayalı ideolojileriyle kandırıp kendi çıkarlarına ters seçimler yapmaya zorlamaktadır, hepsi bu sömürü düzeninin birer parçasıdır.