Perşembe, Mayıs 17, 2007

Çocuğum Olsun İstiyorum

Çok çok mühim iş insanlarına çok çok mühim sunumlarla geçti haftam. Ben saçlarımdan memnundum ama dünya alem memnun değildi. Profesyonel duruş gerekliliği adına artık gereken şekli yaptırdım. Şekil bir yana kuaförlerin benle ısrarla muhabbet etmek istemesine dayanamıyorum. Small talk’ı kıvıramadığımdan mıdır artık ağzımdan çıkan kelimeler bana bir tuhaf geliyor böyle anlarda. İş arkadaşlarımı yanaktan öpememem de söz konusu. Kankalarıma sırnaşamam da. Özlem sarıldı geçen gün mesela gözleri yaşlı. Ne yapacağımı bilemedim. Kafasına küçük ve kısa pat patlar kondurdum. Bir kahkaha patlatıp itti beni. Hiç yakışmıyor sana samimiyet, dedi. Soğuk kadın. En azından aklı dağıldı. N’apiym.

Saçımla ilgilenen oğlan değişik bir tarzı olduğunu, derin bir insan olduğunu göstermeye uğraşıyordu belki de. Bilemedim ki. Merhabadan sonra bana “En çok ne yapmak isterdin?” diye sordu pattadanak. “Saçımı mı?” Hayır, şu hayatta en çok ne yapmak istermişim. Bu soruya cevabım da yok ki. Bunu kendime ben de sordum milyon defa. Hiç havalı şeyler gelmez aklıma. Ne Everest’e tırmanmak, ne dünyayı turlamak, ne artist olmak ne genel müdürler, ceo’lar olmak. Hiçbiri. Yani olmazsa olmaz, yapmazsam ölürüm bir durum yok. Yani bazı anlarda çikolata yemezsem ölürüm gibi geliyor ama anlık krizler sayılmasa gerek. Kuaför oğlan bilmemne okulunda okumayı çok istermiş mesela. Kuaförlük okuluymuş. Bu mesleğin Harvard’ı falan olsa gerek. İstersen yaparsın, neden olmasın, dedim bıraktım. O devam etti. 18 yıldır bu mesleği yapıyormuş. Saçlarımı yıkıyordu; yüzüne anlık bir bakış attım. 32 yaşındaymış. Tabii ya, bu mesleğe 25’inde başlamıyor ki insanlar. Hiç göstermiyorsun, dedim yine de. Nezaket diz boyu. İçindeki çocuğu öldürmemiş, ondanmış.

İçerdeki çocuklar ve onları büyütmemiş olmanın aslında ne fevkalade bir insanoğlu özelliği olduğuna delalet eden yüce Türk klişesini bir kez daha duyduğum için fenalık geçireceğimi sanıyordum. Öyle olmadı. ‘Neden benim içimde bir çocuk yok?’ diye düşünedurdum. Vardı da büyüttüm, okullarını bitirdi, adam oldu, hayata atıldı falan da değil. Çocukken dahi içimde bir çocuk yoktu. O vakitte dahi sınır bilinçli, realist şeyler dönerdi kafamda -ki bunların da hiçbirini 'vay canına'layamazdık.


Kuaför oğlanın çocuğunu Özlem'e anlattım. Ne manyaksın, dedi. Oğlan beni entel bişiy sanmış. Yukarlara koymuş. Kendi çapında benim çapımda muhabbetler etmek istemiş. Bir dinleseymişim ölür müymüşüm? Hiç böyle düşünmemiştim. Her anımda sosyalleşmek istemiyorum sadece. Ağzını açan kendine klişe kesim gömlekler giyiyor. Herkes derin. Herkes ulu çınar. Herkesin içi kreş. Oysa 200 metre yürümemek için bindiği kısa mesafeli taksilerde dahi şoförler en gizli sırlarını anlatıverirler Özlem'e. Bir elektrik alırlar onun deli bakışlarından da bir elektrik vermek için yani böyle dökülürler. Bunca 'elektrik' beni yüksek geriyor sadece.

Hah, işte bu içsel çocukları düşünüyordum ki kuaför koltuğunda aklıma çok da evvel olmayan bir zaman içinde bir masal kahramanının beni masalına katmak istediği geldi. Ya da bu konu aslında aklımdan hiç çıkmamıştı da bu açıdan hiç bakmamışlığım cazip geldi. Lakin, kahramanın harikası bol diyarında 'Prenses’lik bana yakışmadı. Samimiyet kadar eğreti, bu yeni saçlarım kadar zorlama durdu. Bu yüzden içimde bir çocuğun olmasını istedim. İçim çocuk doğursun. Kısırsa evlatlık alsın. Masallara inansın, onlarla uyusun. Kelebeklerle dans etsin. En çok bunu isterim.
Bu cevap sayılmaz mı?

4 yorum:

Serendipity dedi ki...

ya, benim de içimde bir yetişkin var aslında. bazen onu yaşatmalıyım, bazen de öldürmeliyim diye düşünüyorum. insanın içinde bir çocuk barındırması çok sıkıcı bence. demek ki dışarıları çok yetişkin. eve gidince sandıktan çıkarır gibi çıkarıp oynuyorlar mı o çacukla acaba?

Rusen dedi ki...

Hafiye cok nefis yazmissin. Bravo.
pat pat pat..

Adsız dedi ki...

Ben de o cocuktan sikayetciyim valla. Buyuyemedi,icimde de durmuyo disarilarda maclarda orda burda sekiyo. Bakiyorum 30 yasimdayim, bakiyorum hala cocugum. O da iyi bisey diil anacim :-) Ben sana cocugumdan biraz veriyim sen de bana kendinden ver!
Muah!
Gozde

Adsız dedi ki...

Ben bu fantastik varlik icteki cocugu oldu bitti anlayamamisimdir. Bu cocuk ne yapar, ne yer, ne icer, neyle oynar? Disardaki buyuk hayatina devam ederken, o sekerleme mi yapar? Birisi icindeki cocuktan bahsedince, Celine Dion dinlemis gibi hissediyorum kendimi. Icim bayiliyor, sinirim bozuluyor, kulaklarimi tikayip uzaklasmak istiyorum. Populer psikoloji Allah'indan bulsun diyorum. Basimiza neler sardilar. Cik cik cik.